arkadaş

Haber | Şarkı sözleri | Program | Oyun | Güzel sözler | Sohbet | Rüya | Sağlık | Biyografi | Türkü | Tv | Kadın | Müzik | Fıkra | Hikaye | Şiir Şair

Küçük Zeybek,hikayesi,hikayeleri,hikayeler hikaye
Canim.net
Hikayeler
Hikaye Ekle
Asker hikayeleri
Aşk Hikayeleri
Çocuk Hikayeleri
Diğer Hikayeler
Dini Hikayeler
Dostluk Hikayeleri
Edebi Hikayeler
Gerçek Hikayeler
ilginç hikayeler
Komik Hikayeler
Korku hikayeleri
Kısa hikayeler
Mektuplar
Sevgi Hikayeleri
Türkü Hikayeleri
Küçük Zeybek


Silah sesleriyle uyanmıştı Ali. Uykulu gözlerle bakındı çevresine. Köy kıpkızıl kesilmişti. Gecenin karanlığında, gökyüzüne doğru döne döne yükselen alevler, ortalığı gündüz gibi aydınlatıyordu. Ali büyük bir korkuyla yatağından sıçradı. Koşarak pencereye gitti. Ufacık gözleri korku ve heyecanla irileşti. Şaşırdı bir an korktu! Bağrışan, inleyen, koşuşan insanlarla doluydu ortalık. Horozların öttüğü, ağustos böceklerinin şarkılar söylediği köy cehennem yerine dönmüştü şimdi!..

Oda kapısı hızla açıldı. İçeri giren Ali’nin annesiydi. Ali’nin elinden tutup, evin arka kapısından avluya çıktılar. Ana oğul el ele dağlara doğru koşuyorlardı. Ali bir an, annesinin sarsıldığını fark etti. Azize Hanım’ın bedeninden soğuk terler boşalıyordu. Yüzü sarardı. Işıl ışıl parlayan gözbebekleri donmuştu sanki… Ali; ”Ana! Ana! Söyle nen var” diye seslendi. Azize hanım;”Yoğ bi şeyim oğul. Sadecim yoruldum. Azcık dinlenem” dedi. Çöktü kaldı oracığa. Ali sarıldı anasına, başını göğsüne yasladı. Annesinin durumu gittikçe kötüleşiyordu. Ali de anasının yaralandığını anlamıştı. Ona yardımcı olamıyor, onu iyileştiremiyordu. Anasının iki omzunun arasından kanlar akıyordu. Azize Hanım’ın gözkapakları ağır ağır kapanmaya başladı. Köyden kaçarlarken düşman askerlerinin açtığı ateş sonucunda yaralanmıştı. Ali’nin morali bozulmasın diye ondan gizlemişti. Dişlerini sıkarak oradan dağlara çıkıncaya kadar dayanmıştı. Acısını belli etmemişti. Artık dayanacak gücü kalmamıştı.

Azize ana; ”Seni Allah’a emanet ediyorum… Dağlara kaç, kurtul. Oralarda sana yardım edecek iyi insanlar bulunur. Sen ölmemelisin. Yaşamalısın yaşamalısın sen oğul…” diye fısıldayan sesi söndü, gitti.

Yıkıldı kaldı, Ali’nin kucağına. Ali saatlerce ağladı anasının başucunda. Bu koca dünyada yapayalnız kalmıştı. Tutunacak bir dalı, başını sokacak, bir yuvası kalmamıştı…

---

Sabah olmuştu. Ali çaresiz, yürümeye başladı. Epey yol almıştı. Küçük bir ırmağın kenarına oturup, geceden yanlarına aldıkları çıkından bir parça ekmek çıkarttı. Ekmek kurumuştu. Suya sokup yumuşattı. Zeytini katık ederek karnını doyurdu. Biraz sonra kalktı. Dağlara doğru yol almaya başladı. Her yer sessiz ve sakindi. Çevreyi kuş sesleri inletiyordu. Bu sesler, Ali’ye bir an eski özgürlük günlerini hatırlattı.

Uzun süre yol almıştı ki, çalıların arasında bir inleme duydu. İyice emin olabilmek için durdu. Aynı sesi tekrar duyunca, sesin geldiği yöne doğru yürüdü. Yaralı bir zeybek yığılmış kalmıştı oracığa…Ali zeybeğin kuruyan dudaklarını suyla ıslattı. Zeybek;”Bu mektubu al. Karşı dağda bir zeybek grubu göreceksin. Oradadırlar hemen şu dağın ardındaki yaylada. Bunu Yörük Mustafa’ya ver.” dedi. Ali’nin avuçları arasına deriden özenle yapılmış ve sıkıca kapatılmış bir zarf tutuşturmuştu. “Haydi! Zaman kaybetme, tez yola çık oğul…” dedi. Sözünü daha bitiremeden oracıkta can verdi.





Ali’nin kulağında zeybeğin son sözleri çınlıyordu: “Zaman kaybetme, tez yola çık.” Karşıdaki dağlara doğru hızlı hızlı yürümeye başladı.

Bir süre daha yol aldıktan sonra yaylaya vardı. Fakat ortalıkta kimseler yoktu. Biraz durdu, çevresine bakındı. Arkasını dönünce şaşırdı!

Zeybekler sarmıştı çevresini. Hepsi gülümseyerek Ali’ye bakıyorlardı. Kimi yanaklarını sıkıyor, kimi de saçlarını okşuyordu. Yörük Mustafa çıkageldi; İri yarı biriydi, kalın bıyıkları dudaklarını kapatıyordu. Ali başını kaldırdı meraklı gözlerle inceledi Yörük Mustafa’yı. Ali, küçük pamuk ellerini göğsüne götürdü. İç cebine sakladığı deriden zarfı çıkarttı. “Düşman köyümüzü yaktı! Herkesi öldürdüler. Anam kaçırdı beni. Onu da öldürdüler! Anam dağlara kaçmamı istedi, ”Sana yardım edecek insanlar bulunur oralarda” dedi. Bende kaçtım geldim buralara…” diyerek başından geçenleri anlattı. Zarfı uzattı. Yörük Mustafa bıyık altından gülümseyerek zarfı aldı. Eliyle Ali’nin saçlarını okşadı. Zeybeklere seslendi:”Yiyecek bir şeyler getirin oğluma, karnı acıkmıştır, uzun yoldan geldi” dedi. Yemeğini yiyen Ali, yaylada dolaşıyordu ki, zeybeklerden biri seslendi:”Ali! Ali, Mustafa Ağa seni görmek istiyor, tez gel” Ali koşarak Yörük Mustafa’nın yanına gitti. Yörük Mustafa;”Oğul, sabahtan beri seni gözlüyorum, hep düşünüyorsun. Bir şeye mi canın sıkılıyor. Bir derdin varsa, birlikte çare arayalım” dedi.

Ali; ”Var ya ağam. Bir değil çok derdim var. Ne anam var, ne de babam, ne de köyüm var. Tutunacak bir dalım, başımı sokacak yuvam kalmadı dünyada…” dedi.

Yörük Mustafa;”Oğul tasalanma, biz ne güne duruyoruz? Kal bizimle, karış aramıza, zeybek ol…” diye kaşlarını çattı.

Ali;”Sağ ol ağam,” diyerek Yörük Mustafa’nın elini öptü. Artık o da bu savaşın erlerinden biri olmuştu. Zeybek elbiseleri Ali’ye çok yakışmıştı. Sanki koskoca bir adam gibi olmuştu.

Ali’nin Yörük Mustafa’ya getirdiği zarfta Seyit Efe’den gelen mesaj vardı. Seyit efe ve çevresindeki zeybek grupları üç gün sonra düşmana saldırıya geçeceğini ve Yörük Mustafa’nın da onlara katılmasını istiyor, onları iki gün sonra dağın eteğinde beklediklerini yazıyordu. Yörük Mustafa;”Hey Allah’ım, beklediğim gün geldi,” diye söylendi.

Yörük Mustafa ve zeybekler Seyit Efe ile buluşmak üzere yola koyuldular. Yedi- sekiz saat yaya yürüdükten sonra dağın eteğine vardılar. Karşıdan Seyit Efe ve adamları da geliyordu. İki grup birleşmiş, şimdi daha güçlü olmuşlardır. Boşuna dememişler “Birlikten güç doğar!” diye.

Zeybekler yiyecek bir şeyler hazırlayıp karınlarını doyurdular. Kendi aralarında konuşuyorlardı. Zeybek Ali de bir köşeye çekilmiş günün doğmasını sabırsızlıkla bekliyordu. Aşağıda; düşmanın yakıp yıktığı köylere yaşlı gözlerle bakıyordu. Orada köy değil Ali’nin yüreği yanıyordu sanki! Zeybekler uyuyamıyordu, uyku tutmuyordu gözlerini. Yörük Mustafa ve Seyit Efe de bir kenara çekilmişler, konuşuyorlardı.




Gün doğuyordu. Gökyüzü kıpkızıl kesilmişti. Güneş adeta mutlu bir günü müjdeliyordu. Zeybekler yola çıktılar. Dağ yollarından adeta uçarak gidiyorlardı. Yörük Mustafa, Kurtkapan Boğazı’na doğru işaret etti. Zeybekler boğaza doğru koşmaya başladılar. Yarım saat sonra boğaza geldiler. Kayaların üstünde pusuya yatıp düşmanı beklemeye başladılar. Düşman birliğinin oradan geçeceği haber alınmıştı. Saatlerce pusuda beklediler. Tepedeki gözcülerden biri işaret etti. Uzaktan düşman birliği hızla yaklaşıyordu. Zeybekler silahlarını doldurdular. Hepsi çarpışmaya hazırdı şimdi…Herkes nefesini tutmuş Yörük Mustafa’nın emrini bekliyordu. Yörük Mustafa “Haydi yiğitlerim, bu çakallara gösterelim kim olduğumuzu,” dedi. Silahlar patlamaya başladı. Boğazın içinde sıkışan düşman birliği çil yavrusu gibi dağılıyordu. Düşman sarılmıştı, iki ayağı bir pabuca girmiş, kaçacak delik arıyorlardı. O sırada boğaza önceden yerleştirilen dinamitler de patlamaya başladı. Ortalık cehenneme dönmüştü. Kan gövdeyi götürüyordu. Ali silahına sarılmış rasgele ateş ediyordu düşman üzerine. Düşman yenilmiş, kovalanıyordu…

Çevre köylerden de düşman temizlenmeye başlamıştı. Boğazdaki çarpışmada Yörük Mustafa şehit olmuştu. Çok şehit vermişlerdi fakat zafer onların olmuştu.

Ali, Seyit Efe’den izin istedi. Gidip annesinin mezarını ziyaret edecekti. Seyit Efe; “Şimdi gitme oğul, daha sonra gidersin. Gavurun daha tamamen topraklarımızdan temizleyemedik, olur olmaz yoluna çıkarlar, başına bir hal gelmesinden korkarım” dedi.
Ali; “ Bir şey olmaz ağam, gün batmadan dönerim” dedi ve yola çıktı. Annesini toprağa verdiği yere gidiyordu. Kuşlar cıvıldaşıyor, bulutlar Ali’nin yüzünü okşuyordu sanki. Annesinin mezarına geldi. Ağaç fidelerinden birini taze toprağa dikti. Sonra mezarın yanına çöktü. Düşünmeye başladı. Ali, duyduğu sesle irkildi. Ardına dönünce iki düşman askeriyle karşılaştı. Bunlar kovaladıkları askerlerdendi. Ali’nin yanında silah da yoktu. Askerlerden biri silahını Ali’ye doğrulttu. İki el silah sesi duyuldu. Gürültüyle havalandı bütün kuşlar. Ali annesinin mezarına yıkıldı, kaldı öylece. Kucağındaki ağaç fideleri dağıldı çevreye…Sustu cıvıl cıvıl ötüşen kuşlar. Çiçeklerin yaprakları soldu! Uzaktan iğrenç kahkahalar duyuldu. Gün batıyordu dağların ardına…Ama güneş yarın yine doğacaktı…Hem de bütün yurdun üstünde, bir daha batmamacasına…



Derya Altıntren



Küçük Zeybek hikayesini okudunuz.
Bu hikaye 322 kez okundu.


<< Önceki Hikaye || Sonraki Hikaye >>

Bu kategoride en çok okunan 10 hikaye

1. AmA EVLİSİN
2. kış güneşi
3. ŞEHİT OLACAĞIM
4. KIRMIZI KİREMİTLİ EV
5. KARDEŞİM BENİM
6. . ..TEK GERÇEĞİM ÖLÜM...
7. serefsiz sevgili
8. İSTANBULLUM (okumadan geçmeyin)
9. SÖZ VERMİŞTİM
10. SON BOMBA YÜREĞİME
Burada geçen Hikayelerden ekleyenler sorumludur.Canim.net hiçbir şekilde sorumluluk kabul etmez.



Sık kullanılanlara eklemek istiyorum  Açılış sayfam yapmak istiyorum    Tavsiye  iletişim  Reklam
Türkiyenin Web topluluğu  © 2003 Canim.net Her hakkı saklıdır.
Get Firefox!