sohbet

Güzel sözler | Fıkra | Hikaye | Şiir - Şair| Şarkı sözleri | Cep telefonları| Sohbet | Rüya | Sağlık | Biyografi | islam | Müzik | Haber

Canim.net
Hikayeler
Hikaye Ekle
Asker hikayeleri
Ayrılık hikayeleri
Aşk Hikayeleri
Aşk öyküleri
Başarı hikayeleri
Bilim kurgu hikayeleri
Çocuk Hikayeleri
Çocuk öyküleri
Dede korkut hikayeleri
Diğer Hikayeler
Dini Hikayeler
Dostluk Hikayeleri
Dostluk öyküleri
Dramatik hikayeler
Duygusal hikayeler
Edebi Hikayeler
Efsane hikayeleri
Gerçek Hikayeler
ilginç hikayeler
Komik Hikayeler
Korku hikayeleri
Kısa hikayeler
Kıssadan hisse hikayeler
Mektuplar
Padişah hikayeleri
Romantik hikayeler
Sevgi Hikayeleri
Tarihi hikayeler
Tatil hikayeleri
Türkü Hikayeleri
Yarış hikayeleri
Yaşanmış hikayeler
Küçük Kahraman


Kurtuluş savaşı yıllarıydı. Düşman gittikçe topraklarımızda ilerliyor, bütün acımasızlığıyla köyleri yakıp yıkıyor. Analarımızı, bacılarımızı, çocuklarımızı süngüden geçiriyordu. Çevre köy ve kasabaların erkekleri dağa çıkmışlardı. Ahmet Efe’nin çevresinde toplanan gençler silahlanıyor ve düşmanı yok edecek planlar yapıyorlardı. Düşman yirmi kilometre ötede karargah kurmuş, yeni yapacakları saldırıların planlarını hazırlıyordu.
Ahmet Efe:
“-Erler, efeler kısa bir süre içinde düşmana saldırmalıyız, yılan uyanmadan başını ezmeliyiz ki etrafa daha fazla zehir saçmasın. Allah her zaman bizimle, hak yolunda savaşanların yanındadır…” diye konuştu.
Erler silahlarının son bakımlarını yapıyorlardı. Herkes meraklı bir bekleyiş içindeydi. Ahmet Efe çevreyi dolaşıyordu. Çevresindekileri gördükçe göğsü kabarıyordu. Bir an durakladı ve
“-Bu çocuğun burada ne işi var..” diye bağırdı
Çevresindekiler şaşkınlıklarından bir şey söyleyemiyordu. Ahmet Efe:
“-Buraya gel oğul!.” dedi.
Çocuk ağır ağır adımlarla başı dik bir şekilde ilerledi.
“-Adın ne sesin yavrum?..”
“-Hasan, Dutlukır köyünden İmam Hüseyin’in oğlu Hasan efendim!..”
“-Buraya niçin geldin?”
Hasan burnunu çekerek büyük bir cesaretle:
“-Savaşmaya efendim. Anamın, babamın, kardeşlerimin intikamını almaya..!” dedi.
Ahmet Efe bu kalıba uymayan sözleri duyunca Hasan’ın omzunu okşayıp:
“-Peki bizimle kal, sen cesur bir çocuksun” dedi.
Hasan sevinçten ne yapacağını şaşırdı. Kayaların üzerine uzattığı battaniyesinin içinde rahat bir uykuya daldı. Gece gayet sessizdi. Çevrede çıt yoktu. Ne kuşlar ötüyor, ne de gece böcekleri o eski türküleri söylüyordu. Hasan sabah erkenden kalktı. Dağın üzerine ağır bir sis çökmüştü. Çıkısını açtı, gelirken getirdiği ekmekten bir parça kopardı, zeytini katık ederek kahvaltısını yaptı, herkes uyanmış bir günün vereceği sonucu büyük bir hazla bekliyordu.
Uzaktan dörtnala bir atlı görününce herkes ayağa fırladı.
Atlı “Ahmet Efe, Ahmet Efe, düşmana yeni silahlar geldi. Cephaneliği karargahın orta yerine kurdular. Bu silahları düşman kullanırsa daha binlerce kardeşimizin canına girer, ortalığı yakıp yıkar, o silahları yok etmeliyiz..” dedi.
Ahmet Efe “-Bu akşam ani bir baskınla onları geri püskürtmeliyiz. Bu bizim son şansımız, düşmanı böyle bir yerde bir daha kıstıramayız..” dedi.
Herkes o akşam yapılacak baskın için hazırlıklara başladı. Mermiler dağıtılıyor. Planlar yapılıyor. Ahmet Efe de çevresindeki bir grup ile ne yapacaklarını tasarlıyordu. Ahmet Efe “-Bakın biz baskını yapmadan önce iki kişinin gizlice karargaha girip cephaneliği havaya uçurması lazım. Bana iki gönüllü yiğit lazım…” dedi.
Bütün eller havaya kalktı. Herkes gönüllüydü. Hepsi seve seve bu uğurda canını vermek için sabırsızlıkla bekliyordu. Ahmet Efe ayağa kalktı. Gönüllülerden birini seçti, tam diğer gönüllüyü seçecekti ki Hasan ortaya fırladı ve:
“-Ahmet Efe, ben varım. Beklediğim gün geldi, anamın babamın, kardeşlerimin intikamını alacağım gün geldi, ben gitmeliyim, ben gitmeliyim…” diye bağırdı.
Ahmet Efe bir an durakladı, şaşırdı, küçük hem de çok küçük yaşta bir çocuğun söylediği bu sözlere hayret etti, donakaldı, sustu. Hasan’ın bu davranışı herkesi etkilemişti, kimseden ses çıkmıyordu.
Ahmet Efe: “-Hasan, oğul sen küçüksün bu senin yapacağın bir iş değil, senin ölmeni değil daha çok yaşamanı isterim…” dedi.
Hasan: “-Ahmet Efe gitmeliyim ben gitmeliyim, bu gece benim gecem olacak. Hem düşman benden şüphelenmez, içeri rahatlıkla girerim Allah’ın yardımıyla onların kan kusan silahlarını başlarına geçiririm…” diye gürledi…
Ahmet Efe ikinci gönüllü olarak Hasan’ı seçti. Ahmet Efe’nin yanaklarından iki damla gözyaşı akarak toprağa düştü. Hasan başı dik, kocaman bir adam gibi duruyordu. Gözlerini mutluluktan ışıl ışıl parlıyordu. Onun bu cesur hareketi herkesi etkiledi, çevresindekilere sonsuz cesaret verdi.
Akşam oluyordu. Hasan ve diğer gönüllü Ömer Ağa vedalaşıp yola düştüler. Hasan yola çıkmadan Ahmet Efe’nin yanına gitti:
“-Ağam bu görevi yerine getireceğim. Canım feda uğruna, analarımızı, babalarımızı, kardeşlerimizi bizden koparan düşmanın son gecesi olarak. Bu vatan bizimdir. Bastığımız bu toprak, başımızı yasladığımız bu dağlar bizimdir. Pis düşman çizmesini bastırtmam bu topraklara. Bir sözüm var, anam sütünü helal etmez sonra bana…” diye konuştu.
Ömer ağa ile ikisi yola çıktılar. Hasan’ın çantası dinamit doluydu. Ömer ağa ”-Oğul artık biraz yavaşlayalım, düşman menziline girdik sayılırız…” dedi.
Ömer Ağa ile Hasan sessizce ilerliyordu. Ömer Ağa: “-Hasan karanlık basmasını burada bekleyelim…” dedi.
Çalıların arasına gizlenip karanlığın çökmesini beklemeye başladılar. Düşman çok yakındaydı, ilerdeki küçük tepenin hemen ardında. Ömer Ağa: “-Hasan senin gibi bir oğlum olmasını çok isterdim. Sende büyük bir adamın bile sahip olamadığı bir cesaret var. Bütün çocuklarımız eğer senin gibiyse, biz boyun eğmeyiz düşmana…” dedi.
Hasan sessiz bir şekilde Ömer Ağanın konuştuklarını dinliyordu, ama aklı cephaneliği uçurmaktaydı. Ömer Ağa, Hasan’ın omzundan tuttu. Alnından öptü. Sonra: “-Oğul bu kolye çok eski bir hatıradır. Bunun uğurlu olduğuna inanıyorum, dedemden babama, babamdan da bana geçti. Ben de bunu sana hediye ediyorum. İnşallah sana uğur getirir, dileklerin olur…” diyerek, ince bir zinciri Hasan’a verdi.
Hasan, Ömer Ağanın önünde diz çöktü, sonra başını yemyeşil otlara dayadı, düşünmeye başladı.
Bir ara, “-Hasan” dedi. Senin bütün sevdiklerini elinden koparan bu düşman benim de yavrularımı, eşimi, çocuklarımı elimden aldı. İkimiz de aynı davada savaşıyoruz, bu gece bütün intikamımızı alacağız. “Haydi oğul, tez davran hava kararıyor, vakit geldi kalkalım…”
Ömer Ağa elini havaya kaldırdı, rüzgarın yönünü tespit etti. Hasan buna bir anlam verememişti. “Ömer Ağa bir düşündüğün mü var, niçin rüzgarın yönünü tespit ediyorsun…” diye sordu.
Ömer Ağa: “Evet” diye ekledi; “Bundan sonra ayrı ayrı yürüyelim, birimize bir şey olursa diğeri yaşasın, bak rüzgar da Allah’tan düşman karargahına doğru esiyor, sen şu taraftan karargaha yaklaş, ben de diğer taraftan anızı tutuşturup dikkatlerini ters yöne çekeyim. Böylece onları epeyce oyalarım” dedi. İki kahraman vedalaşıp ayrıldılar.







Ömer Ağa karargahın ilerisindeki tarlaya ilerledi, Hasan’da diğer taraftan karargaha doğru yaklaştı. Bir an durup, Ömer ağanın işaretini bekledi. Biraz sonra büyük bir çatırdı ile anız yanmaya başladı. Alevler gökyüzüne kadar yükseliyordu. Ahmet Efe ve adamları artık yola çıkmışlardı. Hasan ile Ömer Ağa’nın cephaneliği havaya uçurmalarını bekliyorlardı.. Anız yanarak hızla büyüyordu. Düşman karargahında bir panik başladı. Herkes bir yana gidiyor, kimileri yangının yönünü değiştirmesi için çabalıyordu, araçları yangın yerinden uzaklaştırmaya çalışıyorlardı. Hasan uzaktan peş peşe silah sesleri duydu. Birden irkildi, korktu başına gelmişti. Ömer Ağayı düşman askerleri görüp vurmuşlardı. Hasan moralini bozmadan cephaneliğe doğru ilerlemeye başladı. Sessizce iki nöbetçinin arasından geçti. Tam cephaneliğe giriyordu ki askerlerden biri onu gördü. Hasan silahını çekip ateşledi. Bütün askerler cephaneliğe doğru koşmaya başladılar ama geç kalmışlardı, çünkü, Hasan çoktan içeri girmiş dinamitlerin fitillerini ateşlemişti. Cephaneliğin kapısında durmuş gelen düşman askerlerine ateş ediyordu, silahı usta bir asker gibi kullanıyordu. Cebindeki sabah kopardığı gül dalını çıkardı son defa kokladı.
Büyük bir patlama yeri göğü sarstı. Cephanelik havaya uçtu. Düşman ne yapacağını şaşırmıştı, nereye kaçacaklarını bilemez bir haldeyken Ahmet Efe ve adamları karargaha girdiler. Kısa süren çatışma sonunda birliğin bir kısmı teslim oldu. Bir kısmı da kaçıyordu. Ahmet Efe ve adamları yanan cephaneliğe doğru koştular. Adamlardan biri, “Ağam, ağam, Ömer Ağayı vurmuşlar ormanın kenarında yatıyor…” diye seslendi.
Ahmet Efe üzüntüyle yürümeye devam etti. Gözü bir şeye takıldı, oraya doğru koşmaya başladı…Birden yere diz çöktü. Gözlerinden yaşlar gelmeye başlamıştı. Gördüğü şey küçük bir çocuk eliydi, parmakları arasında sabah kopardığı gülü sıkı sıkıya tutuyordu. Yılan uyanmadan başını ezmiş, cephaneliği havaya uçurmuştu. Geriye sadece parçalanmış bir kol, yeni koparılmış bir gül dalı ve pırıl pırıl parlayan gümüş bir kolye kalmıştı. Ahmet Efe üzgün bir şekilde “Oğlum Hasan sen bir kahramansın, öcünü aldın, var artık rahat uyu…” dedi.

Derya Altıntren



Küçük Kahraman hikayesini okudunuz.
Bu hikaye 11976 kez okundu.


<< Önceki Hikaye || Sonraki Hikaye >>

Bu kategoride en çok okunan 10 hikaye

1. HÜLYA ÖĞRETMEN
2. Kırmızı başlıklı kız
3. KARAGÖZ İLE HACİVAT
4. NASRETTİN HOCA
5. ASLA YALAN SÖYLEME
6. AĞUSTOS BÖCEĞİ VE KARINCA
7. keloğlan
8. Nasrettin Hoca Hikayeleri
9. kül kedisi
10. ANNE GÜVERCİN
Burada geçen Hikayelerden ekleyenler sorumludur.Canim.net hiçbir şekilde sorumluluk kabul etmez.
Bu sayfayı Tavsiye et    iletişim  Reklam  Gizlilik sözleşmesi
Diğer sitelerimize baktınız mı ? Radyo Dinle - Sohbet - Güzel sözler © 2003 Canim.net Her hakkı saklıdır.