YANIK BUĞDAYLAR
BAŞLIK :yanık buğdaylar
ekrem güneşli
Anam, "Gelin, sözümü eyi dinle !" dedi.."Kocan
gurbette, çeşmeye yalınız gitmen doğru olmaz !"
Yengem, ağladı, "ana, namusumdan şüphe
mi edersin ki içimi kanadırsın !"
Yengeme, amcamın zulmü yetmezmiş gibi
anamın yüklenmesi, içimi acıtıyordu...
"Ana, yengem güzel bir kadın, onu çekemeyen-
ler seni dolduruyor !"dedim..."Genç kadın, bırak
babaevine gitsin, kocası gelecek diye gül gibi yen-
gemin solmasına vicdanın nasıl razı olur...? .."
"Hele gel Mıstafam, baban seninle konuşacak"
dedi..Babam, sedirde oturuyordu, elinde kehribar
tesbih sallarken, bir yandan da, nargilesini içiyordu.
İçeri girince, " gel bakalım oğul !" dedi..Kapıyı da
ört, konuşacaklarım, ikimiz arasında kalacak !"
"Bana güvenebilirsin baba !" dedim.
Yatağın üstünde duran,Kuranı indirerek
"Şimdi, söyleyeceklerimi aynen tekrarla !" dedi..
" Ben Hacı Ağanın oğlu olarak, amcamın karısı
ile evlenmeyi kabul ettim, eğer ret edersem, töre
nin verdiği cezayı kabul edeceğim !"
Babamın, kurşun gibi ağır sözleri içimi isyan
ettirdi.. Yengemle , evlenecektim ! Yengemin yüzü
ne nasıl bakardım ? Amcamın, ayni yastığa baş
koyduğu , yengemin sarılarak, geceleri bölüştüğü
yatakta, şimdi ben yatacaktım...Ya, amcamın
her gece rüyalarıma girip "kardaşım bana bunu
nasıl yaptın ?"diye yüzüme tükürmesine ne diye-
cektim...
Babam, gergindi, yüzüne bakamıyordum.
"Ya törenin verdiği karara razıl olacaksınız ya
da !...."
"Yani, yengemle beni öldüreceksiniz öyle mi
baba ?" dedim. "Hangi vicdan, amcasının karısı ile
evlenmesine razı olur, hangi akılsız bunu kabul
eder.
"Oğul, yengene, söylemedik, amcanı öldür-
müşler...Biçerdöverle , bir ağanın tarlasını biçer-
ken, marabalarla kavga etmiş, bir maraba amcanı
bıçaklamış !"
"Amcam, öldüyse, cesedi niye köye getiril
medi....! "
" Oğul, ağa, kan davasına dönmesin diye
amcanın cenazesini , orada, sessizce gömdürmüş
"Hayır baba ! Buna inanmıyorum ben ! Tarlamızı
yaktılar diye gariban bir adamı, hapse attırdın !
Yakıldığı söylenen tarlayı, o gariban yakmadı...
Bu düğüm çözülmeli baba ! Yengemin, neden
gözleri hep yaşlı, kederli, ve suskun duruyor....
" Senin aklın ermez ! Bu bizim ailemiz arasında
bir sır...Kimseye, söylememek için Kuran üzerine
yemin ettik !"
"Baba, büyüğümsün,sana el kaldırmam ,lakin
yengemle ayni yatağa girmem ! Bu evde küçük
diye horlanırken, bana sahip çıkan, değer veren
yengemdi...!" dedim
" Oğul, benim elimi kana bulama ! Bu yaştan
sonra evlat katili olmak istemiyorum ! "dedi.
"Baba, vicdanlısın da çobanı niye öldürttün !"
"O ailemizi ilgilendiren bir mesele !"
Kapıyı öfkeyle çekip çıktım...Yengemin, yattığı
yatak odasının kapısını hafiçe vurduktan sonra
"gel !"diyen yengemin sesinden de cesaret alarak
içeri girdim..
"Gel benim küçük kaynım !" dedi..Göz
pınarlarında yaş vardı. Otur, şöyle yanıma dedi..
Oturdum..."Eeee...kayınbabam ne söyledi sana ?"
Utandım, boğazımı bir el sıkyordu sanki...
Terden, yüzüm kızarmıştı.
"Şey...seninle evlenmemi istiyorlar !"
Üstünde, pembe, ince bir sabahlık vardı,
gülerek, " ne güzel, işte hazırım küçük kaynım !"
dedi..Sonra, pantolonumu çıkarmaya çalıştı.
"Yenge ! Şey ben !..."diye şaşkın yüzüne baktım.
Sonra, birden öfkeli , "Lan! beni o...mu ?zannettiniz
dedi.."Korkma, küçük kaynım, seninle evlenmem !
Hırsından ağlıyordu. "Lan, senin baban nasıl bir
dürzü ki, küçük oğlunu, oğlunun karısıyla evlen
dirmeye kalkıyor...!" Sonra bana dönerek :
"O dürzü babana söyle, ona bir leke süreceğim
ki, köyün içinde, utancından gezemeyecek !
Anan denen cadıya da söyle, çok yakında bu
evden gideceğim...Hem de, kapısındaki bir adamla!
Hahhha ! Namus nasılmış görür ! Kocam, zayıf bir
adamdı, çobanımız Hasan, yakışıklı bir adamdı,
babasının tarlasını kendisi yaktı, suçu zavallı çobana
yükledi...Suçsuz yere yatıyor şimdi.
"Yenge ! Beni şaşırtıyorsun !" dedim.
" Lan, abin, adam olsa, karısına leke sürdür
mezdi...!" Çeşme'de önüme, Kör Bektaş çıktı.
Abine küfür etti ! Ciğeri beş para etmez, abin
sesini çıkarmadığı gibi, o serseriyi eve getirdi,
içti zıkım gibi, sonra bana pis pis güldü, serseri !
"Yenge, bunları babama niye söylemedin ?"
"Küçük kaynım ,çok safsın, baban , abine
boşa onu !" diye kışkırttı...Suçum da çocuğumun
olmaması...Oysa, köydeki, giden ebe hanım, beni
muyane etti, kusurun bende olmadığını söyledi...
Ama, abinden korktuğum için, muyane ol demedim
Baban ,zaten beni düşman gibi görüyordu, oğluma
iftira ettin diye beni evden kovardı...Doğru dürüst
kardaşlarım mı var ? İkisi de deli ! İçip bir de
onlar döğerdi.....
Yengemin gözlerinden akan göz yaşları içimi
kanatmıştı. Öfkeyle, kalktım, elimden tuttu ,
oturttu yanına, gülümseyerek, "küçük kaynım
seni haksız azarladım, sen de garip bir yaralı
kuşsun ! Senin de kanadın kırık ! Affet beni diye
bana sarılıp yüzümü öptü. Sonra, tekrar sinir
lenerek, "merak etme, ikimizin de öcünü alacağım
dedi..Sonra, "Şimdi beni rahat bırak, uyuyum
biraz !" dedi.."Belki yarın yorucu bir yolculuk
başlayacak !" Kapıyı çekip çıktım...Yengem yorucu
bir yolculuk yapacağım demişti , tekrar içeri girip
aklıma takılan, ama içerdeyken sormadığım bu
soruyu soracaktım...Ama, cesaret edemedim
* * * *
Yengem, kır atın üzerine bir sıçrayışta bindi.
Omuzunda, amcamın , çiftesi vardı, ve çok heye-
canlı görünüyordu, atın, önüne çıktım, "yenge beni
de götür !" dedim. "Beni yalınız, bırakırsan öldür-
türler...!" Yüzünü astı, "küçüğüm, sana kıyamam !"
dedi.."Benim kötü kaderime seni de ortak edemem
Sonra, atı sürdü, toz bulutu içinde kayboldu.
* * * *
Babamın, öfkeden boyun damarları görünüyor-
du...Ağzından salyası akıyordu...Atın üstünde,
silahlı adamlarına, "k....kızını gördüğünüz yerde
vuracaksınız !" diye bağırıyordu.
Adamlardan biri, göğe doğru yükselen siyah
dumanı gördü , " ağam, tarlanız yanıyor galiba !"
dedi..Sesi titriyordu, "Ulan ! Bu bana yapılır mı ?"
diye atı sürdü..Silahlı adamları da arkasından
sürdü...
* * * *
Zeynep gelin, atın üstünde dimdik duruyordu.
Mehmet, traktörün üstünde görününce, sevinçten
heyecanlandı. Genç adam, traktörü yavaşlattı
"Zeynep gelin !" diye bağırdı. Genç kadın, atın
başını çevirdi, traktörün yanına doğru sürdü.
" Tarlayı yaktın mı Memet ?" dedi..
" Yaktım, kurban ! Gel, gözlerinle gör !"
Traktör, hareket etti..Arkasından da genç kadın
atı sürdü...Yaklaşırken, göğe doğru yükselen
alevleri gördüler. Tarlanın kenarında traktör
durdu. Genç kadın da, attan indi..
Tarla, bir alev çenberi içinde, başaklar çıtır
çıtır sesler çıkarak yanıyor, kızgın alevden canını
zor kurtaran bir tilki, bayır yukarı kaçıyor, ekinlerin
içindeki börtü böcekler, yılanlar, yandığı için pis
bir koku -yanık kokusu tüm yazıyı kaplıyordu.
Zeynep, isterik bir kahkaha atarak, "ağa gel
gör tarlanı !" dedi..Sonra, "memet, bırak traktörü
atla ata, alıp başımızı Ali Dağına gidelim dedi..
Güneşte , yüzü yanan , Mehmet, traktörü tarlada
bırakarak, çevik bir hareketle atın üzerine bindi..
Genç kadın, genç adamın belinden sıkıca sarılarak
adam atı sürdü, toz bulutu içinde kayboldular iki
sevgili.
İKİNCİ BÖLÜM ALIDAĞINDAKİ
İKİ SEVGİLİNİN MACERASI
24 Ağustos 2007
NOT : Bu hikaye, benim tarafımdan kurgulanarak
yazılmıştır. Olaydaki kahramanlar, hayaldir
ama isteyen, onları yaşamıştır da diyebilir
YANIK BUĞDAYLAR hikayesini okudunuz. Bu hikaye 2703 kez okundu. << Önceki Hikaye || Sonraki Hikaye >>
Bu kategoride en çok okunan 10 hikaye
1. LİSELİ KIZ 2. Bir Aşk Gerçeği AĞLICAKSINIZ 3. BEN HANDE:İŞYERİME ÇOK GEÇ KALMIŞTIM 4. Sessiz Çığlık Yada Haykırış... 5. ACI 6. babamı istiyorum 7. satanistler 8. ACI HAYAT 9. bir gencin sevgisiz geçen 24 yılı 10. YENGEM
|