KASABA YALANLARI
BAŞLIK.: kasaba yalanları
rumuz : yonca
Kasabanın ,minibüsü durağa geldiğinde değnekçi
Halit, topal bacağını sürüyerek gelirdi."Hoş geldin
Bektaş abi !"derdi. Yakası bağrı açık olduğu için
adı deli Halit'e çıkmıştı. Esmer, orta boylu, saf bir
delikanlıydı bu. Mahallenin kızları, etrafına toplanır
"Halit, haydi bize bir türkü söyle !"diye kimisi saka-
lını çeker, kimisi yüzünü öperdi. O da ince sesiyle
"Halimeyi samanlıkta bastılar aman bastılar güllü
fistanını gül dalına astılar !"diye elini kulağına vere-
rek söylerdi..Halit, şoförlerin verdiği üç beş kuruşu
götürür annesine verirdi. Hayatta annesinden başka
kimsesi yoktu. Gülfidan, kocasını genç yaşta kay-
betmiş, dul kalmıştı. Kasabadan , Hüseyin adında
bir eşraf onu istemiş, ama "Halit'imi üvey babanın
eline bırakmam !"diye teklifi geri çevirmişti. Bohça-
cı Atiye, "Kızım gençliğine yazık, evlen, oğluna
babalık yapar diye onu kandırmış. Gülfidan, da
adamla evlenmişti. Hüseyin efendinin ,babadan
zengin olduğu, ama tarlaları babasının ölümünden
sonra, işletemeyerek "sürüp-ekemeyerek" sattığı
rivayet edilir kasabada. Sessiz, içine kapanık bir in-
sandı . Gülfidan 'a göre en az on beş yaş fark vardı
Genç kadının güzelliği ,başına bela olmuştu. Uzun
boylu, yeşil gözlü, yürüdükçe kalçasının yuvarlaklığı
belli olan, ve göğsünden taşan iri memeleri ile er-
keklerin aklını başından alan genç kadını, çeşme
başında da çekiştiriyorlardı. Yüzüne karşı bir şey
söylemeseler de, arkasından dedikoduya başlıyor-
lardı. "Kardeş, kocalarımıza sahip olalım ! Nerden
geldi bu kadın ? Köyüne dönsün ! Cehennem olsun
gitsin ! Fevziye hanım, "Kız siz de hiç mi Allah
korkusu yok ! Kadının günahını alıyorsunuz !"diye
söylenirdi. Kara Nuriye, "Aman sevsinler seni !
Onun avukatı mısın kız ?" diye sinirli sinirli laf
atardı.
Hüseyin efendi, yaşlanıladanberi çarşı caminde
Cuma namazını kıldıktan sonra, kahveye gitmez
doğru evinine gelir, başına beyaz takkesini geçire-
rek, Kuranı raftan alır, sessiz sessiz okurdu.
Gülfidan, "Efendi ,yemek yemeyecek misin ?"diye
tatlı bir sesle sorardı. Yaşlı adam, "getir bakalım
hanım !"diye gülümserdi.
Tarlaları ,ortakçıyla anlaşamadığı için sattığını
söyleyenler olduğu gibi, gizli bir hastalığı olduğunu
söyleyenler de vardı. Halit'in babalığıyla kavga
ettiği, adamın üzüntüden hastalandığını söylüyor-
lardı...Şerefattin, kabadayı bir adamdı. Ama
kimsenin namusuna yan gözle bakmazdı. Hep basık
topuklu ayakkabı giyerdi. Yazın, ayakları terlediği
için, sandalet almıştı ayağına. Ceketini hep
omuzuna atar, köşe başındak Aptullah ustanın
kahvesine kahvesine girdiği zaman, kahvedekileri
eliyle temanne çekerek "Eyvallah !" derdi. Arap
Mustafa'yla arası iyi olmadığı için,hep yanında
sustalı taşırdı. Af söylentileri vardı. Mustafa'nın
hapisten çıkacağı kulağına fısıldanınca rahatı bozul-
du. Arap Mustafa bela bir adamdı. Kasaba esnafını
haraca bağlamıştı. Haraç vermeyenin ,dükkanını
adamlarına işaret ederek yaktırırdı. Kaç kez, hapise
girip çıkmıştı Allah bilir. Genç Kaymakam E...Bey
makamına çağırtmış, "Bak Mustafa ,bu kasabada
kavga, kabadayılık istemiyorum !Aksi takdirde
seni asayişi bozuyor !" diye sürdürürüm . Göz dağı
vermişti. "Estağfurullah Gaymakam Bey, günahımı
alıyorlar, ben kimsenin tavuğuna kış demedim şim-
diye kadar" diye inkar yoluna gitmişti. Oysa kasa-
baya gelen Tiyatro kampanyasındaki kızlara laf
attığını, çirkin davranışta bulunduğunu, hakkında
yüksek mercilere birçok şikayet olduğunu biliyordu
Genç Kaymakam...Ama iktidar partisinde adamları
olduğu için, kimse birşey yapamıyordu. İçeri girse
bile, kısa zamanda çıkıyordu.
* * * *
Şerefattin'in arkası yoktu. Hayatta annesin-
den başka kimsesi yoktu. Eşekler için semer
yapardı...Bir merakı da güvercin beslemekti, Cins
cins güvercinler için gaz tenekesinden bir yuva yap
mıştı ahırda. Pazar günleri, güvercinlerini alır
sokağa çıkar, uçururdu onları. Güvercinler gök
yüzünde takla atarken, "Hey anam hey !diye elleri
ile tempo tutardı koca delikanlı.
"Oğlum, delikanlı oldun, evlenme vaktin geldi,
hatta geçiyor, temiz süt emmiş bir kız buluyum
gözüm görürken seni evlendireyim ,ölmeden torun-
larımı kucağıma alayım !" diye sızlanıyordu yaşlı
kadın.
"Ana daha zamanı var, kısmetse olur !"diye
gülümseyerek cevap veriyordu.
* * * *
Şerefat'tinin içinde bir yangın yandığını kimse
bilmiyordu. Merkebine , semer yaptırmak için gelen
Hamit ağanın torunu Zühre'de gözü olduğunu
ancak ikisi biliyordu. Zühre ile ayni mahallede
çocuklukları geçmiş, babası K..... muhimmat
fabrikasına işçi olarak girince, ailesini de alarak
taşınmıştı. Kızla arada sırada K...nin pazarında karşı
laşıyordu. Pazara bir şey almak bahanesiyle çıkan
kızla kısa bir konuşma da olsa hasret gideriyorlardı
"Gız ,seni çok özledim ,hep böyle pazarlarda mı
karşılaşacağız ?"diye kızın elini tutuyordu. Zühre,
"Bak, kalbim nasıl atıyor ! Bırak elimi Şerafettin bir
gören olur sonra "diye kurtulup kalabalığın arasına
karışıp gidiyordu.
* * * *
O gün yemekten sonra sigara üstüne sigara
içti...Tütün tablası izmaritle dolmuştu. "Oğul seni
sıkıntılı görürüm, bir derdin mi var ? Ben senin
ananım , söyle bana !Derdine merhem oluyum !"
dedi..
" Güzel anam, kadın anam, derdime ancak
sen çare bulursun, İlkokuldan beri bir kızı sevdim
bura küçük bir kasaba olduğu için, kimseye
şimdiye kadar söylemedim, senden bile sakladım..
Issız yerlerde buluşup konuşuyorduk. Duydum ki
benim sevdiğim kıza, talip var, git konuş "
"Kim bu kız ?"
"Eskiden mahallemizde oturuyorlardı sonra
babası K...ye göçtü. "
"Gülfidan'ın sözlediği kız mı yoksa.. ? "
"İyi bildin ana ! Zühre...Arap Mustafa da
kıza göz koymuş...!"
"Amanın ! Mustafa bela bir adam oğlum ! İti
çok ....Sana bir kötülük yaparlar sonra...Gülfidan
la ben konuşur, ağzını ararım, lakin yine de
korkuyorum oğul ! Şirret bir sülale onlar ...K...lar
deyince uzak dur.
"Yine de Gülfidan yenge ile konuş ..."
Yaşlı kadın, başına şalını aldı, evden çıktı.
Hüseyin efendinin evi sokağın başındaki iki katlı
önü bahçeli evdi. Çok geniş bir bahçesi vardi.
Bahçe kapısını açtı, dut ağacında zincirle bağlı
kara, yavuz bir köpek duruyordu. Yaşlı kadını
görünce, başını yerden kaldırıp hırlamaya başladı.
"Gülfidan kızım şu köpeğe sahip ol !" diye
içeriye ünledi. "çağırdı"
Genç kadın ,sese çıktı. "Gel Hatice ana,
köpek bağlı...!Dur, ben geliyorum !" diye yaşlı
kadının yanına geldi.
"Hayır mı ? Pek gelmezdin de...Evin yolunu
mu şaşırdın Hatice ana !" diye gülümsedi."Buyur
eve gidelim !"
"Kocan evde mi ? Seninle yalınız konuşmak
istiyorum...Konuştuklarımız ,yalınız ikimiz arasında
kalacak !"
"Bana güvenebilirsin Hatice ana !'"
"Dinle öyleyse, Zühre 'yi bana söylemiştin
geçenlerde...Zühre'nin talibi var mı ?"
"Zühre , hamarat güzel bir kız, burdayken
isteyen olmuş, babası vermemişti, ama taşınalıdan
beri, bana attığı mektuplarda hiç bahsetmedi..."
"Oğlumu bilirsin, sesiz bir delikanlı, evlendirmek
istiyorum, lakin, duyduğuma göre, Arap Mustafa
adında biri talipmiş kıza...!"
" Biliyorum, serseri benim arkamdan da atıp
tutmuş ! Bela bir adam, beni dinlerseniz, uzak
durun derim...Belaya bulaşmaktansa, çalıyı dolaş-
mak, daha iyidir . ..."
"Sağ ol kızım...Haydi hoşça kal !"
* * * *
Murat 124 arkasında toz bulutu bırakarak
mıcır yolda hız yapıyordu. Güneş kaybolmuş,
karanlık perde perde inmeye başlamıştı. Arabanın
uzun hüzmeli farları yolu gündüz gibi aydınladıyordu
Karşıdan ve yandan gelip geçen otobüsler yol tami
ratta olduğu için mıcıra kaptırmamak için çok
yavaş geçiyorlardı. Arap Mustafa, torpido gözünün
altındaki teybe bir " Orhan Gencebay "kaseti sürdü.
Sonra, sigara izmaritini açık pencerden fırlattı.
"Açık bir pastane bulup bir kutu lokum
yaptıralım !" dedi.
"Hele hayırlısıyla bir K...ye varalım dedi
yaşlı kadın.
" Lokum şart mı ? Ama da karışık iş yahu !"
" Oğlum ,hamama giden terler, bu işler böyle !
Evlenmeyi kolay mı sanıyorsun sen !"
Yaşlı kadının yanındaki, başı fotörlü, ak saçlı
adam, başını cama dayamış, uyuyordu.
* * * *
Rıfat Efendi, ikide bir saatine bakıyordu.
"Nerede kaldı bunlar ?"diye söyleniyordu.
Kasabayla K...nin arası otuz beş kırk kilometre ya
var ya yok...! Arap Mustafa için de kahvede iyi
şey söylemiyorlar, anlatılanlar doğruysa, çok çabuk
sinirleniyormuş, sinirlenince de eline ne geçerse
yere çalıyormuş...!"
"Bey, zengin delikanlıymış diye Zühre'yi
vermeye kalkan sen değil miydin ? Şimdi niye
ikircikleniyorsun ! "
" Yahu adamın ağzından hemen lafını
alıyorsunuz ! Hele gelsinler, konuşmasına, tavrına
bakarız, hemen kızı ,al götür demedik ya !"dedi.
Sonra. Zühre ! Kızım etrafı topla ,adamlar evimize
bacamıza bakarlar. "
Dışarıda bir korna sesi duyulunca, yaşlı adam
pencerenin perdesini aralayıp dışarıya bakıyordu.
Beyaz bir Murat 124 bahçe kapısının önünde durdu
bir kadınla, yaşlı bir erkek indi. Sonra, iri yarı
orta boylu, esmer bir adam, öbür ön kapıdan inip
bagajı açıp ,bir paket elinde, bagaşı kapattı.
Telaşlı, "geldiler ! geldiler ,koş kızım, misafirleri
karşıla !" dedi..
Zühre, kapının önünde durarak yaşlı kadına
adama ve Arap Mustafa 'ya " Hoş geldiniz !" dedi.
Ayaklarına terlik verdi. Sonra, "şöyle buyurun diye
öne düşüp salona aldı .Yaşlı kadın, elindeki paketi
kıza uzattı.
-
Rıfat efendi ile karısı hoş geldiniz dedi.
"Nerede kaldınız ? Bey efendi . Allah göster-
mesin, gecikince, kaza- falan mı oldu dedik "
"Ne kazası bey amca ! Allah'sızlar yol istedi,
vermeyince bir birimize girdik.!" Rıfat Efendi,
damat adayının konuşmasını yadırgamıştı.
Kendisinin, damatlığı aklına geldi, evlendiği karısı
Şaziye 'yi istemeye gittiklerinde kızın babasının
kendisini nasıl dikkatli bir şekilde incelediğini ve
bazı sorular sorduğunu , hahve içişini, oturuşunu
göz altından süzüşünü, ayrıntıya kadar, sonra
karısına gülerek anlatmıştı bunları...Nasıl da
utanmıştı o gün ? Terler boşanmıştı yüzünden
"Şimdiki gençlerde, terbiye terazi arama dedi için-
den. "Şu adamın oturuşuna bak ! Evlenecek bir
delikanlı konuşmasına, oturuşuna dikkat etmeli,
Şaziye hanım da damat adayını beğenmemişti.
İri kıllı elleri, kalın nerdeyse gözlerini kapatan
kaşları ve dudağının üstünde duran siyah pala
bıyıkları, ve sıfıra vurulmuş saçı, konuşurken ikide
bir "yok yahu !" diye büyüklerin lafını kesmesi,
ve Zühre elinde kahve tepsisi içeri girince, ayağını
uzatması, kızının az daha dengesini kaybedip düşe
ceği, gözünden kaçmamıştı.Daha fazla tahammül
edemeyerek bir şey almak bahanesiyle kız dışarı
çıktı.
Zühre, kendisini istemeye gelen aileyi pek
sevmemişti. Kendilerini çok övüyorlardı...Görgüsüz
insanlara benziyordu. Damat adayını da gözü
tutmamıştı. Şerafettin , kabadayı bir delikanlıydı
ama, konuşmasını, büyüklere karşı nasıl davranı
lacağını, oturmasını, kalkmasını ,bir kızın gönlünün
nasıl kazanılacağını çok iyi bilen bir gençti.
Şaziye hanım da kızının yanına girdi. Zühre
elinde ipek beyaz bir mendil, göz yaşlarını siliyordu.
Sinirden her tarafı titriyordu. Annesini görünce boy-
nuna sarıldı, "ana ! babamın beni vermek istediği
adama varmam ben ! Haydut gibi ! Babam zorla
verirse, ya evden kaçarım ya da bir kutu hap içer
canıma kıyarım haberiniz olsun !" dedi.
"Ağlama kızım ! Ağlama ...Baban seni o kaba
delikanlıya vermeye kalkarsa, bu evi dağıtır, yine
seni verdirmem !"dedi.
"Canım anam ! Tek güvencem sensin !"
Zühre, görücü ailenin getirdiği lokumu tutmaya
başladı. Büyükler lokumu aldıktan sonra, sıra
Arap Mustafa'ya gelmişti.
Yaşlı kadın, ile kocası oğullarının lokumu ağzına
atıp , uzatılan kutudan bir lokum daha almasını
başları öne eğik, utandıklarından ne yapacaklarını
şaşırmış bir vaziyette oturuyorlardı. Rıfat Efendi,
yaşlı adamla yaşlı karısına acımıştı. Gergin ortamı
yumuşatmak için, "bu sene rahmet az yağdı . Ekin
olmaz !" diyorlar dedi..
"Köye gideli iki hafta oldu, tarlaları gezdim,hep
yabani ot sarmış, ekinler de sararmış, boyları
güdük kalmış, neyse, buraya geliş sebebimizi
söyleyelim, Allah'ın emri Peygamberin kavliyle
kızınız Zühre'yi bizim mahduma istiyoruz "
"Adını bağışla efendi ?"
"Benim adım Rıza, eşimin adı da Nevriye ..."
"Bak Rıza efendi, kızımızn yaşı daha küçük
şimdilik evlendirmeyi de düşünmüyoruz !"
"Bak Rıfat Efendi, kestirip atma !Ne demişler
kız evi, naz evi ...İsterseniz düşünün , kararınızı
verin ! Oğlum, çok zengin, köyde bin dönüm tarlası
var, çiftliği var, kızının elini sıcak sudan soğuk suya
sokturmayız "
"Allah yazdıysa olur ! Biz ne desek boş "
Yaşlı kadın ,kocasının yüzüne baktı. Adam,
"eee...bize müsade ,kalkalım, ancak gideriz !"dedi.
Zühre, bu sefer dışarı çıkmadı. Rıfat efendi ile
karısı uğurladı.
* * * * *
İKİNCİ BÖLÜMDE BULUŞMAK ÜZERE
HOŞÇA KALIN
NOT: Bu hikayede geçen olaylar kurgudur,
hikaye kahramanları yazar tarafından
kurgulanmıştır, iyi okumalar dileğiyle
KASABA YALANLARI hikayesini okudunuz. Bu hikaye 769 kez okundu. << Önceki Hikaye || Sonraki Hikaye >>
Bu kategoride en çok okunan 10 hikaye
1. LİSELİ KIZ 2. Bir Aşk Gerçeği AĞLICAKSINIZ 3. BEN HANDE:İŞYERİME ÇOK GEÇ KALMIŞTIM 4. Sessiz Çığlık Yada Haykırış... 5. satanistler 6. ACI 7. babamı istiyorum 8. ACI HAYAT 9. YENGEM 10. bir gencin sevgisiz geçen 24 yılı
|