kasaba
başlık :kasaba
ekrem güneşli
"Baba ,dükkanda işler nasıl ?"diye soruyorum
"Oğlum, eski tat yok diyor, hazır çıktı, pırtıcılık öldü
"Sonra anneme dönerek" karnım acıktı
yahu !" diyor. "Keşke telefon etseydin de Kasap
Hasan'dan et alıp tava yaptırsaydım, çocuklara da
biraz et alsaydım, Ankara pahalı, ne de olsa burası
ucuz "diyor. Annem,"Eline vuran mı var ? Tava yap-
tıracaksan, bu paketteki eti de yemekte kullanırım
diyor. "Ana, babamı yorma "diyorum.." Ben yaptı-
rırım tavayı ..Babam, ceketinin iç cebini arayarak
cüzdanını çıkarıp , "al şu parayı , çocuklara
da giderken et al "diyor.
Bahçe kapısını çekip çıkıyorum...Evle çarşının
arası bir bir buçuk saat çeker. Çarşı, çok değiş-
miş, görüyorum, eskiden Arnavut taşları ile kaplı
çarşı, şimdi çok değişmiş, caddeler beton, eski
tarihi yapılar- manifaturacı dükkanları yıkılmış ye
rine iş merkezleri açılmış, dükkanımızın yeri boş
yola geçmiş, kapısında kocaman kilit olan, camları
kırık, o şiddetli kışlarda, tezgahın arkasında titre
diğim, okuldan çıkınca, tezgahın arkasında ders
yaptığım dükkanımız yok artık...
Sebze pazarına iniyorum...Köşe başındaki
Abdullah ustanın kahvesi aynen duruyor...Manav
Yusuf emmi yok, bir başkasına geçmiş...Karpuz
satan Hasan emmiye takılıyor gözüm." Hoş geldin
Ertan diyor. Ankara'da ne var ne yok ? Temelli
şeerli oldun yeğenim..." "Ankara yerinde duruyor
emmi diyorum, senin sıhatın nasıl ? Seni biraz
zayıflamış gördüm ..."Acı gülüyor, " Bizim avradı
kaybettim !" Çok üzülüyorum. "Demek Satı anayı
da kaybettik diyorum...Gözlerim doluyor, dudak-
larım kıpır kıpır, "başın sağ olsun !" diyorum...
"Sizler sağ olun ...Allah size acı göstermesin...
Bana seçip kocaman bir karpuz veriyor, "al afiyet
le ye diyor...Parasını veriyorum..."Sok o parayı
cebine" diyor...Oradan ayrılıyorum...Kasap
Hasan'ın dükkanına giriyorum..Hasan'ın oğlu var
tezgahın arkasında. "Hoş geldin Ertan abi "diyor.
"Hoş bulduk...Baban yok mu ?diyorum. "İşi var
diyor. "Bana şöyle iyi yerinden tavalık et ver
diyorum...O eti hazırlayıncaya kadar, manavdan
yarım kilo domates, ikiyiz elli gram acı biber, bir
bağ da sarımsak alıyorum...Çıkıyorum...
Gülümseyerek, "sahi senin adın neydi ? diyorum
"Hüseyin ...ne çabuk unuttun Ertan abi "diyor.
Etleri güzelce tavanın altına döşüyor, sonra,
yıkanmış domatesleri, biberleri bıçakla ufak
ufak keserek etin üstüne koyuyor, bir iki diş te
sarımsak koyuyor, fırıncı Kazım'ın fırınına
giriyorum, " O...Ertan efendi , sen buraları bilir
miydin ? Şehre gittin ,temelli Angaralı oldun yahu
diyor. Sonra, kürekle , tavayı fırına sürüyor,
bir sandalya veriyor oturuyorum.
"Kazım amca, kasabada ne var ne yok ?"
diyorum.
"Yeğenim, Yeni Belediye reisi tüm eski
dükkanları yıktırdı, yerine iş merkezi kurdu, yapılan
yeni dükkanları ise, parası olan aldı...Senin
anlayacağın, fakire hiçbir şey yok, zengin her yerde
işini yürütüyor !" dedi..Tavaya biraz su ilave etti
sonra, "ağzına layık , biraz bekle, sonra götür dedi..
Sıcak elini yakmasın diye birkaç eski gazete verdi.
Fırından çıktım..Belediye Binasının önünden
PTT , minibüs durağı , K....oğlunun benzinliğinden
vurup çıktım, eski fırının önündeki dar sokaktan
geçerek, Hapishanenin önünden eve vardım...
Annem, sofrayı kurmuştu.Babam, sofranın
başında oturuyordu..."Yahu sizin orada yediğim
etin hiç lezzeti yok !" dedi.."Bizim buranın malı
kekik yayıldığından eti bile başka diye gülümesedi
* * * *
Kasaba kahveleri hep doluydu...Benim yaşıtım
hiç kimse yok...Dünkü çocuklar, yetişkin delikanlı
olmuş...Kimseyi tanımıyorum...Babama bunu sor-
duğumda, " Ertan, a, oğlum, yerli kimse kalmadı
dedi..Eski esnafların kimi İstanbul'a kimi Ankara'ya
kimi İzmir'e, kimisi Antalya'ya gitti...N... ağa ile
oğulları İstanbul'da ayakkabı mağazası açmış,
H... İbrahim ağa ile oğlu M.... nin de manifatura
mağazası varmış...Benim gibi toprağından kopama-
yan birkaç esnafta, burada vakit öldürüyor...
Eski tat yok senin anlayacağın...!"
******
Tablodaki renkler birden değişmişti...Fırçlaları
kavonoza koydum...Palete , ana renkler sıktım,
siyan mavisi, macenta ve sarı, macenta ile sarıyı
karıştırınca çok güzel bir kırmızı elde ettim...Sarı
ile siyan mavisini karıştırınca çok güzel bir yeşil,
siyan mavisi ile maçentayı karıştırınca koyu mavi
bir renk oluştu...
Peyzaşımı değiştirmeliydim...Kasabanın çok
güzel mesire yerleri var...Sulu mağara adı verilen
orta okulda okurken, kız öğrenciler ile erkek öğren
cilerin kaçamak yaptıkları yer...Gerçekten vardı bu
yer...Kayaların arasında akan sular,küçük taşların
üstünden atlayarak , aşağıdaki bostanlara ulaşırdı
çam ağaçlarıyla kaplı bu güzelim yere uymayan tek
çirkinlik ise, mezbahaneydi, kasabanın eti buradan
gelirdi...Aşağıdaki bostanlarda, aleyçikler görünür-
dü, paletime, kahve rengi , kırmızı, açıkmavi ve
biraz da beyaz katarak, bir tepe resmi yapıyorum
Ramazanda, iftar topunun atıldığı Kartal tepesi,
neden bu ad verildi bilmiyorum, yüksekçe bir tepe
bu, Hıdırellezde, delikanlılar, nişanlısını alıp bu tepe-
ye getirir, eskiden meşe ağaçlarıyla kaplı çok güzel
bir yerdi...Gençliğimin geçtiği yerler...
KASABAMIN BİRİNCİ BÖLÜMÜ
not : Bir dahaki bölümde, kasabadan değişik
insanları tanıtacağım size
kasaba hikayesini okudunuz. Bu hikaye 844 kez okundu. << Önceki Hikaye || Sonraki Hikaye >>
Bu kategoride en çok okunan 10 hikaye
1. LİSELİ KIZ 2. Bir Aşk Gerçeği AĞLICAKSINIZ 3. BEN HANDE:İŞYERİME ÇOK GEÇ KALMIŞTIM 4. Sessiz Çığlık Yada Haykırış... 5. satanistler 6. ACI 7. babamı istiyorum 8. ACI HAYAT 9. YENGEM 10. bir gencin sevgisiz geçen 24 yılı
|