sohbet

Güzel sözler | Fıkra | Hikaye | Şiir - Şair| Şarkı sözleri | Cep telefonları| Sohbet | Rüya | Sağlık | Biyografi | islam | Müzik | Haber

Canim.net
Hikayeler
Hikaye Ekle
Asker hikayeleri
Ayrılık hikayeleri
Aşk Hikayeleri
Aşk öyküleri
Başarı hikayeleri
Bilim kurgu hikayeleri
Çocuk Hikayeleri
Çocuk öyküleri
Dede korkut hikayeleri
Diğer Hikayeler
Dini Hikayeler
Dostluk Hikayeleri
Dostluk öyküleri
Dramatik hikayeler
Duygusal hikayeler
Edebi Hikayeler
Efsane hikayeleri
Gerçek Hikayeler
ilginç hikayeler
Komik Hikayeler
Korku hikayeleri
Kısa hikayeler
Kıssadan hisse hikayeler
Mektuplar
Padişah hikayeleri
Romantik hikayeler
Sevgi Hikayeleri
Tarihi hikayeler
Tatil hikayeleri
Türkü Hikayeleri
Yarış hikayeleri
Yaşanmış hikayeler
Antika Saat

ANTİKA SAAT

Aklı baş ucundaki üzeri sedef kakma işlemeli ufak sandıktaydı. Çocukluk günlerindeki babasının köstekli saatini, yeleğinin cebinden çıkarmaya çalıştığı o minik elleriyle saatin zincirine asıldığı, babasının kendisine; ‘ ver oğlum bakıyım biraz daha büyü söz sana vereceğim’ diyerek elinden aldığı o köstekli saatini hiç mi hiç unutamamıştı.
Dörtlü gümüş zincirle yeleğinin düğme iliğine geçirilmiş zincirin diğer ucu bir kuğunun boynu gibi kavis yaparak yeleğinin cebine kadar iniyordu.
Can etrafındakilerin ne düşündüğüne aldırmadan bir noktaya diktiği gözünü ayırmadan tebessüm etti. Bir şeyler mırıldanıyordu. Kızının elini tuttuğunun farkında bile değildi. Can’ı yeni ziyarete gelenler bu durumu görüp:
“-Yooo Sevil Hanım! Maşallah bugün daha iyi gördük, korkacak bir şey yok” deyip Sevil Hanımı teselli ediyorlardı.
Can’ın bir gözü işlemeli sandıkta, rahmetli büyük annesinin sözleri de hala kulaklarındaydı. Çok şükür daha bunamamıştı:
“-Benim vasiyetim oğlum, ölmeden önce açacaksın sandığı demişti” verirken.
Can’da gençlik yıllarında aldığı sandığı bir köşeye koymuş, ölüm döşeğine gelene kadar aklına bile getirmemişti. ‘Birazdan belki ölebilirim’ diye geçirdi aklından. Kızına seslendiğini zannediyordu. Hafifçe bir dudak kıpırdamasından başka bir şey değildi yaptığı. Sanki sesinin çok yüksek çıktığını zannediyor ve kızının kendisine neden cevap vermediğine için için üzülüyordu. Can duvar saatine kaydırıp gözünü içten bir ‘ah’ çekti. Babasının kendisine verdiği köstekli saati düşündü sonra.

Can’ın öğretmen olarak tayini çıktığında, büyük annesi de beraber gelmişti torunuyla köye. Torununu çok seviyor onu hiç yalnız bırakmıyordu.
Can babasından kendisine hatıra kalan saatin kıymetini bilmemiş, ‘saat çalışmıyor’ diye kahveci Talip’in kol saatiyle takas etmişti. Şimdi hasta yatağında nereden geldiyse aklına saat, seneler öncesi ‘o anı’ düşünüyordu. Babası ‘bu sana bırakabileceğim tek mirasım’ demişti ve genç yaşta vefat etmişti. Şimdi Can’ın hasta yatağında ‘o anı’ düşündüğünü kim nereden bilecekti.
Büyük annesinin kendisine verdiği ve ölene kadar hiç açmamasını söylediği ‘o ufak oymalı, antik, sedef işlemeli sandığa’ ne demeli. Kendiside çocuklarına o sandığı vermeliydi, onlarda çocuklarına.
Can artık günlerinin sayılı olduğunu biliyordu. Peki, kendisi çocuklarına ne bırakacaktı hayatta. Onları yüksek okullarda okutmak ve saygın birer insan olmaktan öte. Oysa kendiside ufak bir zarf bırakmış kutunun üzerinde yıllarıdır öylesine durup duruyordu.
Can kısık bir sesle ellerini tutan biricik kızına gözleriyle işaret edip, kulağına eğilmesini istemiş, gene kısık bir sesle:
“-Biliyor musun kızım, geçmişim beni ayakta tutuyor” diyebilmişti. Can son saatlerini yaşadığını bildiği için, ellerini bırakmayan kızı Sevil’e tekrar bir şeyler söylemeye çalıştı. Sevil zorda olsa anlamıştı babasının ne dediğini. Komedinin üzerinde duran ‘sedef işlemeli saati’ babasına getirdi. Can:
“-Bu mini çeyizsandığı bana büyük annemden yadigar. Siz bilmezsiniz kızım büyükannemi. O bizim ailenin en çilekeş insanıydı. Babam ölünce, kim bize kol kanat gerdi sanırsınız. Büyükannem. Elbette ki annemin de bizde hakkı ödenmeyecek emekleri var. Ama şimdi sizlere büyükannemden yadigar olan bu sandığı açmanızı istiyorum” dedi. Sevil zor anladığı babasının konuşmaları üzerine; sandığın üzerindeki babasına ait zarfı bir kenara bırakıp, sandığın üzerinde bir kolye gibi sallanan anahtarla kilidi açtı. İçinde ağzı büzülerek fiyonk şeklinde bağlanmış kadife bir keseyi andıran ve içersinde belki de kıymetli bir şey olan torba duruyordu. Can irileşmiş bakışlarıyla kızını izlemekteydi. Şimdiye kadar hiç merak etmemişti. Ama büyük annesinin vasiyeti vardı. Ölmesine yakın açacaktı. Sevil büyük bir itina ile kadife kesenin ipini çözerken heyecanlanmıştı. Kağıt hışırtıları işitti önce. Sonra keseyi avucunun içersine ters çevirdiğinde kağıda sarılmış gümüş renkli köstekli bir saat çıktı. Can büyük bir heyecanla:
”-Tamam bu işte! Benim sahip çıkamadığım babadan kalma yadigar köstekli saatim bu işte, bu işte kızım” diyebilmişti. Bir poşet şeklinde düzgünce bükülmüş bir kağıda sarılı cep saatiydi şimdi Sevil’in avucundaki. Kağıtta da bir şeyler yazılıydı. Sevil dikkatle yazıyı okumaya başladı.
“-Sevgili Hocam, sen bizim çocuklarımızı okutan değerli öğretmenimizsin. Senden bu saati aldıktan sonra vicdanen hiç huzurlu olmadım. Birkaç kez benden istedin baba yadigarı bu saati. Ama benim kol saatimle takas ettiğin için önceleri kabul etmedim. Sonra sen yokken beni affetme dileğinle birlikte anneannene bıraktım”. Altında birde tarih vardı.
Can gençlik yıllarında hiç affetmeyeceğim dediği Talip’i şimdi affetmişti. Gülümseyerek kızı Sevil’e:
“-Sizde hayatınızın sonuna kadar saklayın bu saati” diyebilmişti son söz olarak.



Antika Saat hikayesini okudunuz.
Bu hikaye 3951 kez okundu.


<< Önceki Hikaye || Sonraki Hikaye >>

Bu kategoride en çok okunan 10 hikaye

1. 10 ERKEK 1 KADIN
2. ZEKA TESTI
3. DÖRT MEVSİM MASALI
4. AYAKKABI
5. maceranın böylesi
6. FARENİN DERS VEREN ÖYKÜSÜ
7. Annenin Gözyaşları
8. SAZ ÇALAN KAZIM
9. MUKEMMEL ÇIFT
10. 180 soru 180 cevap
Burada geçen Hikayelerden ekleyenler sorumludur.Canim.net hiçbir şekilde sorumluluk kabul etmez.
Bu sayfayı Tavsiye et    iletişim  Reklam  Gizlilik sözleşmesi
Diğer sitelerimize baktınız mı ? Radyo Dinle - Canlı tv izle - Sohbet - Güzel sözler © 2003 Canim.net Her hakkı saklıdır.