Güzel sözler | Fıkra | Hikaye | Şiir - Şair| Şarkı sözleri | Cep telefonları| Sohbet | Rüya | Sağlık | Biyografi | islam | Müzik | Haber

Canim.net
Hikayeler
Hikaye Ekle
Asker hikayeleri
Ayrılık hikayeleri
Aşk Hikayeleri
Aşk öyküleri
Başarı hikayeleri
Bilim kurgu hikayeleri
Çocuk Hikayeleri
Çocuk öyküleri
Dede korkut hikayeleri
Diğer Hikayeler
Dini Hikayeler
Dostluk Hikayeleri
Dostluk öyküleri
Dramatik hikayeler
Duygusal hikayeler
Edebi Hikayeler
Efsane hikayeleri
Gerçek Hikayeler
ilginç hikayeler
Komik Hikayeler
Korku hikayeleri
Kısa hikayeler
Kıssadan hisse hikayeler
Mektuplar
Padişah hikayeleri
Romantik hikayeler
Sevgi Hikayeleri
Tarihi hikayeler
Tatil hikayeleri
Türkü Hikayeleri
Yarış hikayeleri
Yaşanmış hikayeler
VEDA DÜŞLERİ

VEDA DÜŞLERİ

BÖLÜM I

Belgin bir gün rüyasında yıllar öncesine giderek, çocukken yanlarında yaşadığı aile reisinin hasta olduğunu ve kendisinden yardım istediğini görür. Böylesi bir rüyanın üzerinde birinci sefer pek düşünmemiş ise de, aynı rüya birkaç kez üst üste tekrar edince, içini bir sıkıntı basar ve aramaya karar verir. Lakin internette tüm aramalarına rağmen telefonlarına ulaşamaz.
Bir süre sonra, gördüğü düşlerin etkisinden kurtulduğunu umduğu bir gün, gene aynı düşün tesiriyle uyanır ve yatağın içinde, ‘hayırdır inşallah, bunca zaman sonra, Ümit ağabeyimin düş de olsa, bana ihtiyacının oluşunda bir gariplik olsa gerek’ diye aklından geçirir ve yeniden yorganının altına sokulur.
Sabah uyandığında, düşüne, düşüne kalkar bir fincan kahve yapar ve Ümit ağabeyinin bir Adana’da avukat olduğunu hatırlar. Önceki bulundukları bölge Barolar Birliğinin telefon numarasını bulmayı başarır ve arar:
> Özür dilerim efendim. Sayın avukat Ümit beyin ‘in telefon numarasını rica edecektim.
Karşı tarafta bir bey:
>Bir dakika, demesinin ve kısa bir kesintinin ardından:
. Hanımefendi, böyle bir isimli Avukat arşivimizde gözükmüyor.
Bir yanlışlığınız olmasın?
Belgin:
— Hayır, efendim verdiğim isim yanlış değil.
Ama hala orda kalıp kalmadıklarını bilmiyorum.
Zira çoktandır bağlantımız kesikti.
Karşı taraf:
>Siz nereden arıyorsunuz?
Belgin:
>Yurtdışından efendim.
Karşı taraf:
>Ayıp etmezsem Ümit beyin nesi oluyorsunuz diye sormak istiyorum.
Belgin:
—Neden ayıp olsun efendim, ben onların manevi kızlarıyım.
Ama çoktandır yanlarından ayrıldım. Yani aradan nerdeyse 40 yıl geçti.
- Ooo! ! ! Desenize yarım asır olmuş!
Peki, bu zaman zarfında hiç mi haberleşmediniz?
Belgin ezilen bir sesle:
— Maalesef ilk geldiğim dönemlerde ki birkaç mektubun dışında haberleşemedik. Bu davranışımı ister bir vefasızlık, ister bir kaçış kabul edin.
Hatta ülkeme bile bir daha uğramadım. diyerek ağlamaya başlayınca,
Karşı taraf yutkunarak:
—Sizi anlıyorum.
Bir kimse bunca yıl ülkesine bile uğramamış ise, mutlaka çok korkunç şeyler yaşamış olmalıdır. Ama lütfen gene de ağlamayın. Bakın beni de ağlatacaksınız. Ağlamayın lütfen ağlamayın. Bilseydim sizi bu kadar üzeceğimi sormazdım. Hem şimdi kederlenmeyi bırakalım da, ağabeyinizi nasıl bulacağımız konusuna dönelim.

Belgin tanımadığı birine bu kadar açılmış olmanın karşısında hem utanmış, hem de hafiflemiş gibi bir tonla:
— Asıl sizi rahatsız etmemdeki amaç zaten onları bulmaktır.
Genede vaktinizi aldığım için özür dilerim.
— Özre falan gerek yok. Ama gerçekten de şu an Ümit beyle ilgili hiçbir ize rastlayamadım. Bir mahsuru yoksa e-posta adresinizi veriniz lütfen, bu akşam veya yarın sorar soruşturur, size bildiririm.
Belgin:
— Rica ederim efendim. Mahsuru mu olurmuş! Tabi e-posta adresimi de, telefon numaramı da alabilirsiniz. Katlanacağınız zahmete şimdiden teşekkürler. der ve adresi yazdırıp telefonu kapatır.

Yatak odasına geçip, camı açar ve ’onlar aramasalar da, benim aramam gerekiyordu. Hem de kesintisiz aramalıydım. Çünkü ortalarda büyüyen bir çocuk olduğumu aratmadıkları gibi, dünyaya getirenlerden daha çok emek verip, büyüttüler ve terbiyeli bir kültür, bir eğitim aşıladılar’ Bunları düşünürken, hayata çoktan gözlerini kapayan annesinin, babasının hayali gözlerinden geçer.
Annesi, çoğu filmlerde görüp, öykülerde ve romanlarda okuduğumuz gibi, köylerdeki ağalık devrinin yoğun olduğu bir dönemde, bir ağanın kızı imiş.
Babası da onların yanında kâhyalık yaparken, birbirlerine âşık olmuşlar ve kaçmışlar.
Bu durumu bir namus, bir gurur meselesi yapan, dedesi ise, annesini evlatlıktan reddetmiş.

BÖLÜM: XIII

Ertesi gün bilgisayarı açtığında, bir önceki gün konuştuğu beyden gelen mesajda
— Sayın Bayan, Avukat Ümit bey bu şehirden taşınmış ve şimdi başka bir şehirde ikamet etmekte olduğunu öğrenmiş bulunuyorum. Kendisine bu numarada ve bu adreste ulaşabilirsiniz. Saygılar.
…, bu güzel haber karşısında, hiçbir şey düşünemeden bir süre kala kaldı ve sonra heyecanla gelen numarayı çevirmiş lakin cevap alamamıştı.

İkinci bir sefer akşama doğur aradığında:
— Ümit K. Yazıhanesi. Kimi aradınız? diye bir erkek sesiyle karşılaşınca:
—Affedersiniz, Avukat Ümit beyle görüşmek istemiştim.
Karşı taraf:
— Buyurun ben avukat Ümit. Siz kimsiniz?
Belgin yutkunarak:
—Ben Belgin. Hatırladınız mı?
Ümit ağabeyi, ne diyeceğini şaşırmış bir halde:
— Kimsin? Kimsin? Belgin mısın?
Belgin:
— Evet, ben vefasız kızınız Belginim.
Ümit ağabeyi:
— Ya kızım sen şimdi nerede kalıyorsun? Neden bunca zamandır aramadın?
İlk gittiğinde yazmış olduğun adrese yolladığımız mektuplar geri gelince, biz de bir daha yazmadık.
Kime sorduysak ta, bilmiyoruz cevabını aldık. Peki, şimdi neredesin?
Belgin:
— İsviçre’de kalıyorum. Bir ara gönüllü olarak ve yardım amacıyla, afet ülkelerine ve kara Afrika bölgelerine açılmıştım, ama bunun dışında hep buradayım.
Ümit ağabeyi sitem edercesine yüksek sesle:
— Tekrar soruyorum, peki niçin bir haber yollamadın veya kaçış nedenin anlatmadın?
Belgin sesindeki hüznü gizlemeye çalışarak:
— Ne bileyim, beni unuttuğunuzu sanmıştım.
Ümit ağabeyi:
— Kızım biz ellerinden bir tas su içtiğimiz kimseleri bile unutmadık ki, bize onca yıl hizmet eden seni nasıl unuturuz! Böyle bir şeyi nasıl düşünebildin? Seni kendi evlatlarımızdan mı ayırdık, aç mı, çıplak mı bıraktık? Yoksa bir tokat vuran mı oldu? Bunların hiç birini yapmadığımız gibi, şöyle becerikliydi, böyle dürüsttü, diye aileden biriymiş gibi sevmiş ve şimdi nerelerdedir diye çok anmışızdır. Hayır, hayır, böylesi saçmalıkları gerekçe gösteremezsin. Mutlak başka bir sebebi olmalıdır. Ama madem bugüne kadar kendiliğinden anlatmadın, ben de sormayacağım.

Belgin boğazında düğümlenen sözcükleri yutkunarak:
—Haklısın. Af edersin, her zaman olduğu gibi, büyüklük sende kalsın.- karşılığına,
Ümit ağabeyi bu defa sakin bir tonla:
— Peki, telefonumu nasıl buldun ve bunca zamandan sonra arama nedenini sormamda sanıyorum ki bir sakınca yoktur.
Belgin:
— Numarayı Barolar Birliğinden öğrenmiş bulunuyorum. Arama nedenine gelince, geçenlerde seni birkaç kez üst üste rüyamda gördüm. Rahatsız olduğunu söylemiştin. Merak ettim ve bulmaya karar verdim.
İnşallah bir yaramazlık yoktur.
Ümit ağabeyi:
—Çok şükür şimdilik yaramaz bir şey yok.
Yaşa gelince, yaşlandım yaşlanmasına, ama hala dincim. Hatta devamlı olmasa bile çalışıyorum da.
Demiş ve eklemişti:
— Ne tuhaf şey!
Bizde birkaç hafta önce, Aysun ablanla gene senden söz açtığımızda, yanımızdaki halini hatırladık ve şimdi nerlerdedir diye düşündük ve bayağı üzüldük.
İyi ki de aradın. Hakkını helal et. Emeğin bize çok geçti. sözlerine Belgin:
—Asıl benim sizlere hakkınızı helal edin demem gerek.
Zira sizlerin sayesinde iyi bir aile terbiyesi gelebildim ve buralara gelip çıktım.

Gene de benim de sizlerden bir hakkım var diyorsan, emeğim cani gönülden helal olsun.
Ümit ağabey:
— Tamam kızım, tamam. Biz de senden çok, çok memnunduk. Bizim tarafımızdan da hakkımız sana helal olsun.
Belgin:
— İstemeyerek bir kusur işlemişsem affedin. Mutlaka sizi üzecek hatalarım olmuştur.
Ümit ağabeyi:
— Tabii ki çocuklara anlaşma konusunda bazı hataların olmuştur. Ama kabahat sende değil, çocuğa çocuk baktıranlardadır. Nihayet sen de bir çocuktun.
Belgin:
— Söz çocukluktan açılmışken, sorayım bari. Çocuklar evlendiler mi? Aysun ablam nasıl?
Ümit ağabey:
— Tahmin edeceğin gibi, ablan da bende çoktandır emekliyiz. Çocuklara gelince, üçü de evli ve çoluk çocuk sahibi oldular.
Belgin:
— Allah bağışlasın.
Ümit ağabeyi:
— Sağ ol kızım. Cümlemizinkini.
Belgin:
— Âmin.
Ümit ağabeyi:
— Az önce Afrika’ya falan gönüllü hizmet vermeye gittiğini söyledin. Peki, böyle bir düşünce nereden aklına geldi?

Belgin:
—Ana Theressa’nın bir hayranıyım ondan olmalı.
Çünkü Ana Theressa’nın Balkan topraklarında yetişen tek dürüst kimse olduğuna inanmış ve onun gittiği yoldan gitmek istemişimdir. Maalesef onun yaptıklarının binden birini bile yapamadım. Bir de annemin, babamın öldüklerini duyunca, içine düştüğüm bunalımı, düşkünlere hizmet vererek bastırmaya çalıştım.
Ümit ağabeyi:
— Korkarım bizlerde de böylesi asil bir girişimde bulunan tek kimse de sen olarak kalacaksın. Gerçi afet bölgelerinde gönüllü hizmet veren bir Türk bayanıyla ilgili bir haber okumuştum, ama bu kimsenin sen olduğun nereden aklıma gelirdi ki?

Yıllar sonra bunları konuşurken, bu karşılaşmanın ve helâlaşmanın ebedi bir vedalaşma olduğu akıllarının ucundan bile geçmemişse de, kısa bir süre sonra, Ümit ağabeyinin kanserden öldüğü haberini almıştı.
Demek Ümit ağabeyine öleceği ayan olmuştu ve rüyasına girerek vedalaşmak istediğinin haberini yollamıştı ve vedalaşmışlardı.

Gül Witt



VEDA DÜŞLERİ hikayesini okudunuz.
Bu hikaye 6095 kez okundu.


<< Önceki Hikaye || Sonraki Hikaye >>

Bu kategoride en çok okunan 10 hikaye

1. ahlak
2. YÜRÜYÜŞ
3. VEDA DÜŞLERİ
4. iz
5. Kültür Hoşgörüsü
6. hirsiz ve inanc
7. PETER’İN HAYALLERİ
8. Hırsızlar ve iki arkadaş
9. Hırsızlar ve iki arkadaş
10.
Burada geçen Hikayelerden ekleyenler sorumludur.Canim.net hiçbir şekilde sorumluluk kabul etmez.
iletisim  Reklam  Gizlilik sözlesmesi
Diger sitelerimize baktiniz mi ? Radyo Dinle - milli piyango sonuclari - 2017 yeni yil mesajlari - Güzel sözler 2003- 2016 Canim.net Her hakki saklidir.