Güzel sözler | Fıkra | Hikaye | Şiir - Şair| Şarkı sözleri | Cep telefonları| Sohbet | Rüya | Sağlık | Biyografi | islam | Müzik | Haber

Canim.net
Hikayeler
Hikaye Ekle
Asker hikayeleri
Ayrılık hikayeleri
Aşk Hikayeleri
Aşk öyküleri
Başarı hikayeleri
Bilim kurgu hikayeleri
Çocuk Hikayeleri
Çocuk öyküleri
Dede korkut hikayeleri
Diğer Hikayeler
Dini Hikayeler
Dostluk Hikayeleri
Dostluk öyküleri
Dramatik hikayeler
Duygusal hikayeler
Edebi Hikayeler
Efsane hikayeleri
Gerçek Hikayeler
ilginç hikayeler
Komik Hikayeler
Korku hikayeleri
Kısa hikayeler
Kıssadan hisse hikayeler
Mektuplar
Padişah hikayeleri
Romantik hikayeler
Sevgi Hikayeleri
Tarihi hikayeler
Tatil hikayeleri
Türkü Hikayeleri
Yarış hikayeleri
Yaşanmış hikayeler
Süpürgeli Adam - Kızıl Sincapın Peşinde 1

Süpürgesine yaslanan Memduh Usta uyukluyordu. Genç Sercan da ustasının uyuduğu bankın altında, karton kutuların üstüne kıvrılmıştı. Ustasıyla çıktığı bu maceranın sonu nereye varacaktı , acaba aradıklarını bulacaklar mıydı? Ustasına saygı duyuyordu. Bir kaç gündür birlikte takılıyorlardı ama kritik anlarda verdiği hayati kararlarla Memduh usta gerçek bir Sensei olduğunu göstermişti. Ustasına Sensei diyordu. Ustası da ona serseri diyordu ama o buna aldırış etmemeye özen gösteriyordu. Gerçi başka da çaresi yoktu çünkü Memduh usta çok iyi süpürge kullanıyordu ve kafasında halen üç gün önceki süpürge darbesinin izi duruyordu.oğlum bak git macera

Sensei ile ilk karşılaşmaları talihsizlikti. Sözlü atışmalardan sonra Sercan gizli silahı olan deri kemerini çıkarmış ve bir kaç kez şaklatmıştı. Hakiki timsah derisiydi kemer, satan adam öyle demişti Eminönü’de. Güneşin altında çelik bakışlarıyla ve şaklattığı kemeriyle adeta Spartaküs’teki Doctore gibiydi. Memduh Usta bir iki uyarıdan sonra soğukkanlılıkla süpürgesini kullanıp kafasında unutulmaz bir hatıra bırakınca Sercan izinden gideceği senseisini bulmuştu. O günden beri birlikte takılıyorlardı.

Memduh Usta gizli görevlerini saklamak için temizlik işçisi gibi davranıyor, o park senin bu sokak benim dolaşıyordu. İki gün önce parkı temizlerken süpürgesine bir kağıt ilişti. Kağıtta “Kızıl Sincap bu cumartesi şakrak barda görüşeceğiz” yazılıydı. Bu notun izini sürüyorlardı Sercan’la. Kızıl Sincap bir ergen çetesinin lideriydi. Yıllardır onun izini sürüyordu Memduh Usta. Şakrak Barın neresi olduğunu bilmiyordu. Beyoğlunda dolaşıp bir iz bulmayı umuyorlardı.

Sercan kafasını dürten süpürgenin sapıyla uyandı.

- Kalk hadi gidiyoruz. Ustanın sesi tam bir kararlılık ifadesiydi. Yüzünde yılların verdiği kırışıklıklar, gömleğinin ön cebinde Sansun sigarası ve belinden sarkan anahtar demetiyle, her an her şeye hazır bir maceraperestten çok bir anadolu memuru görünümündeydi. Dudaklarının kenarında hafif bir gülümseme eksik olmazdı, tam bir köylü kurnazıydı. Öyle görünmeliydi.

-Nereye Usta ya ne güzel uyuyorduk. dedi ergen Sercan.

-Kalk serseri seni, nereden düştün başıma bilmem ki. Barları dolaşacağız hadi len.

Usta sevecense len derdi. Kabalaşırsa la, çok öfkeliyse lana çevirirdi hitabetini. Hitabet sanatında bir numaraydı.

Barların yoğun olduğu caddelere aktılar. Sercanın gözü açılmış sağa sola bakıyor, kızları inceliyordu. Dikkatini geri toplamak ise Ustasına daha doğrusu adeta ustasının uzvu olmuş pelit süpürgeye düşüyordu. Usta geçmişinde bir evlilik yapmıştı ama evlendiği kadının bir ajan olduğunu öğrenmesiyle evlilikleri son bulmuştu. Gece eşinin dışarı çıkıp operasyonlara katıldığını öğrenince küçük çaplı bir çatışma yaşamışlardı evde. Artık kadınlardan uzak duruyordu.

-Bu caddeden iş çıkmayacak ara sokaklara gidelim serseri.

-Usta bana çekirge desen.

-O ney la çekirge misin sen, bildiğin serserisin. Ha haha. Usta espri yapınca ilk gülen hep kendisi olurdu. Ardından gülen pek de olmazdı ama gülmeyenleri nazikce uyarmayı da ihmal etmezdi. Bir gün bir başka çöpçü “la Memduh mal gibi espriler yapıyon” dediğinde süpürgelerle bir birlerine girmişlerdi. İstanbul’un arka sokakları çok tehlikelidir. Sürekli olaylar olaylar… Girdikleri sokakta bir ekip otosu zanlıları yakalamış götürüyordu.

-Rıza babanın ekibi, dedi Memduh Usta.

-Nerden bildin usta?

-Başka ekip mi var serseri, hadi başka sokağa gidelim, sevmiyorum bu adamları vıcık vıcık.

Diğer sokakta belirgin bir aydınlatma sorunu vardı. Çöpler yerde, hava tedirgin edici derece de karanlıktı. Bir barın yanıp sönen neon lambaları sokağı aydınlatmaya yetmiyordu. Lambada “Şakrak” yazıyordu. Kapıya yöneldiler. Bir anda etraflarında dört tane genç belirdi. Karanlıkta yüzleri belli değildi ama ellerinde kemerleri olduğu şaklama sesinden belli oluyordu.

-Ergenler çetesi, dedi Memduh Usta. Geri çekil Sercan. Sercan’ı ilk kez ismiyle çağırmıştı. Sercan da kemerini çıkardı ve şaklatmaya başladı.

-Hiçbir yere gitmem Usta!

-O halde soldaki senindir. Diğer üçünü bana bırak!

Memduh usta süpürgesini havada bir iki tur sallayıp, eliyle gel, gel işareti yapıyordu. O anda ergenler kemerleri şaklatarak saldırdılar. Memduh Usta seri hareketlerle uçuşan kemerlerin arasından üç ergene birden süpürgenin meşe odununu tattırmasını bilmişti. Bu arada sırtına bir kemer darbesi almıştı. Sercan da dördüncü gençle kıyasıya mücadele ediyordu. Birbirlerinin sırtına sırtına vuruyorlardı. Memduh Usta dördüncü ergeni de pataklayıp gönderdi. Kaçan ergenler Sercan’a bağırdılar: “Hain ergen seninle görüşeceğiz”.

Usta ve öğrencisi Şakrak Bar’a girdiler ama barmenden başka bir tek ihtiyar bir adam vardı. Barmen kuşkulu bakışlarıyla sinsice içeri girenleri süzdü. Elbette sokaktaki kavgadan haberi vardı.

-Ne içersiniz?

-İki bira ver bize.

Yaşlı adamla sohbet ettiler. Emekli tesisatçıymış. Pos bıyıklarıyla güven veren bir tipti. Aslen İspanyolmuş. Yıllarca Türkiye’de kalmış. Memduh Usta’yla iyi kaynaşmışlardı. Usta sanki bu adamı bir yerden tanıyordu.

-Adım Mario, belki maceralarımı duymuşsunuzdur.

-Haa Mario, tanıyorum seni. Ne oldu sizin iş?

-Prenses bıraktı beni. Cüzdanından aile resimlerini çıkarıp göstermeye başladı. Bu arada Sercan birayı yudumlarken Memduh Usta da barmene Kızıl Sincap’ı sordu. Bu ismi duyar duymaz Mario elindekileri düşürdü ve eğilip yerdeki fotoğrafları toplamaya başladı. Memduh Ustanın dikkatini önce Mario’nun çatalı sonra da yerdeki Kızıl Sincapın fotoğrafı çekti.

-Demek Kızıl Sincap’ı tanıyorsun tesisatçı!

-İyi akşamlar size beyler ben gi.. gideyim artık geç oldu. He Hehe.

-Dur bakalım Mario hiç bir yere gitmiyorsun!

-Oğlum bak gitme dedi Sercan gülerek. Memduh Usta ters ters baktı Sercan’a.
Barmen tedirginlikle onlara bakıyordu, Mario sararmıştı, , gerçi barın loş ışığında sarardığını anlamıyordu kimse ama yazar olarak burada okuru doğru bilgilendirme hakkımı kullanıyorum. Sararmanın yanında alnında boncuk boncuk terler de toplanmıştı. Tabi bu da yazardan okuruna bir kıyaktır. Memduh Usta sakince sordu:

-Ne o Mario terledin galiba?

-Nereden anladın bu loş ışıkta, kimsin sen?

-Benim de yazar tanıdıklarım var, istihbaratım iyidir, yazarlar kendilerini çok zeki zanneder ama hepsi aptaldır. Asıl işi biz yaparız, onlar ise gevezelik yapar. Loş da olsa ışığın alnındaki yansımasını görmek zor değil Mario, söyle bakalım Kızıl Sincap’ı nereden tanıyorsun.

-Ben sadece bir iki kez görüştüm onunla, daha fazla konuşamam, başım belaya girer yoksa.

-Şu süpürgeyi görüyor musun Mario? Ham pelit odunundandır. Bölüm sonu canavarlarına benzemez ayrıca, canını yakar.

-Tamam! Geçen sene ergen çetesinin yaz kampında çekildi o fotoğraf. Ben de takılmıştım onlarla. Prenses beni terk ettiğinde bir arayış içindeydim. Depresyondaydım. Hayatımı sorguladım ve en büyük hatalarımı ergenlik döneminde yaptığımı fark ettim. Gençliğimi iyi kullanamamıştım. Elimde bir zaman makinesi olsa inanın o günlere tekrar dönüp hayatımı daha iyi yaşamak isterdim. Şimdi bu berbat barda sizinle bu saçma sohbeti yapmıyor olurduk o zaman.

Barmen bu söze bozulmuştu:

-Ayıp oluyor Mario, o kadar biramızı içtin.

-Pardon Arif kardeş.

-Bence de ayıp oluyor, dedi Memduh Usta, sohbetimize ben farklı bir gözle bakıyordum.

-Ben de ergenliğime dönemediğim için ismini duymuş olduğum ergen çetesine katılmaya karar verdim. Bir iki gün takıldık onlarla ama sonra onlarla da yapamadım. Gençlikleri beni daha da üzüyordu. Geçmişin hiçbir zaman geri gelmeyeceğini anladım.

-Peki Kızıl Sincap?

-Açıkçası beni buraya o çağırdı ama ekildiğimi anlıyorum şimdi. Eğer gelmezsem barmene bir not bırakacağını söylemişti.

Herkes bir anda barmene baktı. Barmen telaşla cebindeki notu çıkardı ve Memduh Usta’ya uzattı. “ Yarın mahallede halı saha turnuvası var, Ergen Gücü de maça çıkacak, oraya gel Mario, kusura bakma bara gelemedim”.

Memduh Usta notu okurken düşüncelere daldı.

-Niçin seninle buluşmak istiyor madem ayrıldın onlardan.

-Ayrılmak istedim ama bir daha düşünmemi istedi. Sanırım Kızıl Sincap bir şeyler planlıyor. Bir soygun, yada ajanlık faaliyeti olabilir, tam bilemiyorum ama hissediyorum. Pazar günü oraya gitmeyeceğim ama!

-Sen nasıl Türkçeyi böyle akıcı konuşabiliyorsun Mario?

-Ben Türk’üm kardeş. Mario’ya benziyorum sadece. Adım Macit’tir memnun oldum.

-E prenses kim o zaman?

-Bir kız vardı platonik sevdiğim.

-Peki ne oldu sonra?

-Hiçbir şey olmadı. Hiç öğrenmedi ki!

Mario’nun gözleri eksik kalan şeylerin ağızda bıraktığı pas tadı gibi anlamsızca boşluğa odaklanmıştı. Dudağının kenarında ise yarım kalan bir gülümseme vardı.

-Her şey yarım kaldı hayatta, yarım kalan bir oyun gibi, sözcüklerini mırıldadı Memduh Ustanın ardından.

Memduh ile Sercan kaldıkları parka doğru yürüyorlardı. Karanlık sokaklar ürkütücü olsa a Sercan için ustasının varlığı yeterli bir güvenceydi. Ailesi yoktu, teyzesinde kalıyordu ama orada da mutlu değildi. Okulu yarım bırakmıştı. Memduh Usta onu belki de hayat okulunda yetiştirecekti. Onda da tıpkı Mario’da olduğu gibi yaşanmamışlıkların arayışı vardı. O yüzden bu orta yaşlı po bıyıklı sevecen adama ısınmıştı.

-Usta Mario iyi adama benziyor, keşke bizimle gelseydi. Gidecek yeri de yok, yapayalnız.

-Merak etme şu anda bizi takip ediyor!

-Sercan göz ucuyla döndükleri köşe başına bakınca Mario’un saklanamayan iri cüssesinin saklanmaya çalıştığını fark etti. Gülümsedi istemsizce.

-o geceyi üçü parktaki banklarda geçirdiler.

****

Pazar günü erkenden halı saha turnuvasının yapılacağı mahalleye geldiler. Halı sahalar yanyana diziliydi ve her birinde ayrı takımlar maç yapıyordu. Ergen Gücü takımını formasındaki kemer logolarından tanıdılar. Bazı oyuncuların kafalarında bandaj vardı. Bunlar bar önünde kapıştıkları gençler olmalıydı. Seyirciler arasında Sadri Alışık bıyığıyla, sincap gibi çevik bedeniyle Kızıl Sincap’ı gördü Memduh Usta. Kızıl Sincap onları görünce yavaş adımlarla yürüyerek ilerideki ağaçların arasında kayboldu. Bizim üçlü de peşinden ağaçların arasına daldılar. Ayak izlerinden ve arada bir görünüp kaybolan silüetinden Sincap’ı bulmaya çalışıyorlardı. Ağaçların arasındaki açık, geniş alana geldiklerinde Sincap ortaya çıktı.

-Memduh Usta! Seni görmek güzel şey.

-Kızıl Sincap! Yine karşılaştık. Bana yaptıklarını ödeme vaktin geldi. Şimdi kimin hesabına çalışıyorsun? CIA, KGB, NIO, hangisi?

-NIO mu?

-Papua Yeni Gine ulusal istihbarat servisi.

-Haa! Yok Usta ben küçük işleri bıraktım artık.

-Yani kendi hesabına çalışıyorsun demek, planın ne alçak?

-Memduh çömezim, sana yaptıklarımı hiç unutamıyorsun değil mi? Yazık sana da kardeşim. Tüm gazetelere rezil olmuştun. Süpürgeli Adam banka soyarken yakalandı manşetlerini dün gibi hatırlıyorum. Sırf bu manşeti attırmak için sahte bir soygun düzenlemiş, sana da bir parça ipucu ekmeği atmıştım. Peşime düşeceğini biliyordum. Sonunda sen hapsi boyladın. Ben de senden kurtuldum ama ilk mahkemede çıkman iyi olmamıştı.

-Şimdi hesabını vereceksin bunların.

-Böyle silahsız bir adama mı saldıracaksın. Bari ben de bir süpürge alsaydım. Bunu söylerken ince uzun yüzünde pis bir gülümseme vardı Sincap’ın.

-Çocuklar süpürgemi getirin!

Bir anda Sincap’ın sözünü duyan çete elemanları kemerleriyle ortaya çıkıp, süpürgesini Sincap’a verdiler. Ergenler de kemerlerini şaklatmaya başlamışlardı. Sercan onlara seslendi:

-Utanmıyor musunuz şu baykuş kılıklı Sincap’ın size emretmesine? Ne veriyor size?

Ergenler gülmeye başladılar.

-Bize değer veren bir tek o var. Toplum bizi adam yerine koymuyor, okullarda saçma bilgiler dışında ne vaeriliyor bize? Oysa o bize görev veriyor, hem de önemli görevler, dedi bir tanesi. Gözleri parlıyordu.

Sincap süpürgeyi sağa sola çevirdi ve kahkaha atmaya başladı.

-İlahi Memduh, seninle böyle kavga edeceğimi mi düşünüyorsun sahiden? Nihhhahhaaaa hahaaa! Kahkahaları gerçekten de iğrençti.

Gökyüzünden aniden bir cisim indi boş alana. Saydama yakın bir görünümü vardı. Bir uzay gemisiydi. İçinden bir merdiven indi ve merdivenden de uzaylı bir tip.

Herkesin gözleri şaşkınlıktan kımıldamıyordu. Kızıl Sincap hariç. Hemen inen uzaylının elini sıktı. İki metreye yakın beyazımsı vücudu olan ince kafalı, uzun elli bir yaratıktı.

-Efendim işte bizi engellemeye çalışan asiler bunlar, dedi Sincap.

Uzaylı Memduh Usta’ları süzdü. Bir elinde silahımsı bir cisim vardı.

-Bakın bu cisim çok yıkıcı bir silahtır. İşte gözlerinizle görün!

Silahı bir ağaca doğrulttu ve bir anda ağaç köz oldu.

-Şimdi hepiniz gemiye binin bakalım!

-İşte ben de senden kurtuluyorum Memduh, artık peşimi bırakmayı öğrenirsin herhalde.

Gemiye teker teker bindiler. Memduh Usta her şeyi süzüp hafızasına kazımaya çalışıyordu. Uzaylı Sincapa bir kağıt verdi. Sincap gemiden indi. Uzaylı Ardından bir ekrana bakarak merdiveni çekecekti ki Memduh Usta Süpürgesini uzaylıya doğru fırlattı, kafasına gelmişti. Uzaylı yere düştü.

-Pelit odunu bu demek ki, diye mırıldandı.

Mario gemiden inip Sincap’ın üstüne atladı. Yerde boğuşurlarken Sercan Sincap’ın elinden kağıtı aldı ve kaçmaya başladı. Memduh Usta ile Mario’da peşinden giderek gözden kayboldular. Uzaylı ve ergenler peşlerine düşememişlerdi.

İzlerini ağaçlıkların arasında kaybettirdikten sonra, kenar mahallenin sokaklarında yürüyorlardı. Sercan:

-Usta az önce bir uzay gemisine mi girdik.

-Evet hakkaten dedi Mario ben de onu soracaktım.

Usta her zaman ki gibi soğukkanlıydı. Ağır ağır konuştu:

-Evet bu uzaylılar hakkında kulağıma bilgiler geliyordu ama inanmamıştım. Demek Kızıl Sincap uzaylılarla iş birliği yapıyor. Karşılığında önemli şeyler almış olmalı.

Kağıtta yazılanları incelemeye başladı. “Soğan Törpüleyen Adam” yazıyordu ve bir harita vardı. Harita Anadolu’daki bir çiftliği gösteriyordu.

****

Çiftçi her gün olduğu gibi erkenden kalktı ve törpüsünü aldı. Soğan tarlasına şöyle bir baktı, derin bir solukla sabah havasını ciğerlerine çekti ve oturup tarlanın kenarına, soğanları birer birer topraktan çıkarıp törpülemeye başladı. Törpülediği soğanları tekrar toprağa veriyordu. bBu garip iş onun için bir aile geleneğiydi. karısı da buna alışmıştı ve artık ilk evlendiği yıllardaki gibi garipsemiyordu. İlk duyduğunda nedenine inanamamıştı gerçi ama sonradan gözüyle gördüğü bir olay söylenenleri haklı çıkarıyordu. Geçen sene tıpkı kocasının anlattığı gibi bir uzay gemisi gece yarısı tarlaya inmiş ve soğanları kontrol etmişti. soğanların törpülü olduğunu görünce de mutlu bir şekilde geri dönmüştü. Bugünlerde yine gelecekti ve bunun verdiği tedirginlikle çiftçi her zamankinden daha hınçla törpülüyordu soğanları.

Anadolu’da bu sakin köyde yaşanan bu durum çok alışıldık değildir ama çiftçi bunu çocukluktan beri yaşıyordu. uzaylıların geldiği gezegende bir salgın hastalık vardı ve tek çaresi bu bölgede yetişen soğanlardı. Yüz yıla yakın bir süredir bu ailenin soğanlarını almışlardı. soğanlar çareydi ama bir şartla her gün törpülenmesi gerekiyordu. yüz yıldır bu ailenin her ferdi günün büyük kısmını soğan törpüleyerek geçiriyordu. hasat zamanı uzaylılar soğanların yeterince törpülenmediğini görürse, aileden bir kişiyi kömüre döndürüyordu.

Çiftçi Ahmet güneşin de etkisiyle ter içinde kalmıştı. öğlene doğru tam yemek arası verecekken gökyüzünden bir gemi süzüldü ve tek katlı evin bahçesine indi. Soğan tarlası da bahçeye bitişikti. Gemiden bir uzaylı çıktı. ahmet yıllardır bunları görüyordu ama bu ineni ilk kez görmüştü.

-Selamün aleyküm dedi uzaylı.

-hayırdır şimdi de müslüman mı oldunuz , yıllardır kanımızı içtiniz !

Ahmet sinirden titriyordu. uzaylı da gergindi.

-Bak ağzını topla, alırım dalağını seni kömür ederim. Arif dayını unutma! Yerel halkla iyi geçinmek için böyle konuşuyoruz ama sen anlamıyorsun?

-Ulen sizi jandarmaya vereceğim göreceksiniz.

-Durma kime veriyorsan ver, yalnız tarlanın işi bitmemiş. Yarın hasat günü gelip tarlayı götüreceğiz ona göre. Son kez törpüle bugün, yarın geliyorum. Senin inatçı olduğunu demişlerdi bana zaten. Akıllı ol yoksa…, dedi ve gemiye döndü.

Gemi geldiği gibi sessizce havalandı. Ahmet hemen traktöre atlayıp kasabaya gitti. Jandarma komutanına olanları anlattı. Komutan:

-Demek yüz yıldır sizin soğanları beleşe götürüyorlar ha?

-Yaa komutanım. Karşılığında çikolata neyim veriyorlar da ne işime yarar ki. Arif dayımı da pişirdi yamyamlar. Kurtar beni kurban olayım, ille de senin soğanlar diyorlar. Tamam hastalıktan anlarız ama biz de ekmeğimizin derdindeyiz. Koskoca uzaylı ülkesi bir soğana mı kaldı? O kadar teknolojileri var bir tıp fakültesi açmamışlar mı ibneler.

-Valla dediğin gibiyse işimiz zor Ahmet Efendi. Adamlarda her türlü imkan var elden ne gelir ki? Çalışıyorlar, teknolojileri gelişmiş. Batılılar ne de olsa!

-Onu bunu bilmem komutanım ben vergimi veriyorum bu devlete, karşılığında hizmet isterim.

- Ne vergisi ahmet efendi, herkes biliyor ki soğanları tüccara satıp vergi mergi vermeden geçinen bir adamsın.

-Sattığım soğan 3 kuruşluk zaten komutanım, onlardan bize ne kalıyorsa…

-Tamam neyse sen git ben yarın bir ekip yollarım size.

.

Ahmet köye döndü ama o gece uyuyamadı. Sabaha kadar olacakları düşündü.

Gün ışırken gürültüyle uyandılar. Gemi tarlaya yanaşmıştı. Ahmet kalkıp tarlaya gitti. Eşi de gelmişti peşinden. Uzaylı gemiden indi. Ahmet’in elindeki tüfeği görünce irkildi.

-Uzak dur yakarım dedi Ahmet.

-Uzaylı gemiye bakıp kafasını salladı. Gemiden bir ışın çıkıp ahmetin elindeki tüfeği kızdırdı, tüfek yere düştü. Uzaylı elindeki düdüğü öttürdü ve bir anda tarlanın altındaki köstebekler dışarı çıkıp soğanları alarak uzay gemisine taşımaya başladılar. Ahmet gözlerine inanamamıştı, bu numarayı yeni görüyordu.

-Bunlarda mı sizden dedi.

-Evet ajanlarımız, yıllardır sizinleler ama soğanlara dokunmazlar, nedenini düşündünüz mü hiç? Ama bu sefer yanımızda gidecekler çünkü buraya soğan için son gelişimiz. Sonunda bizim beceriksiz doktorlar bir aşı geliştirdiler. Artık soğana ihtiyacımız olmayacak.

Anadolunun eğri, büğrü yolları arasında giden otobüs yol kenarında durdu, kapısı açıldı. Muavin:

-Abi burada bekleyin bir araba geçerse 10 dakikada dediğiniz yere götürür. Yürürseniz yarım saati geçer, diyerek bindi otobüse ve otobüs ufka doğru yoluna devam etti.

Yoldan geçen bir traktöre bindiler ve çiftlik önünde indiler. Çiftliğe giden yolda biraz yürüyüp evin önüne geldiler. Uzay gemisini görünce Usta koşarak gemiye yanaştı. Köstebekler soğanlarla gemiye biniyorlardı.

-Ne oluyor burada, diye bağırdı Memduh.

-Sen karışma Memduh,dedi uzaylı.

-Bu çiftçiyle benim aramda bir mesele.

-Soğanlarımı çalıyorlar, dedi Çiftçi Ahmet telaşla.

-Karşılığında çikolata veriyoruz ama, dedi uzaylı.

-Para isterim ben dedi çiftçi.

-Uzaylı gemiye gidip bir kutu altınla geri döndü ve çiftçiye uzattı.

-Bunu zaten sana verecektim. Bizde çok bundan.

Kızıl Sincap bir anda elinde uzaylı silahı ile gemiden çıktı ve uzaylıya ateş etti. Uzaylı yere yığıldı.

-Kimse kımıldamasın. Artık bu gemi benim. Uzaylılarla karşılıklı bir çıkar anlaşması yapmıştım. Ben onlara istihbarat ve destek sağlayacaktım onlar da bana altın verecekti ama artık anlaşma bitti. Hem altını hem de gemilerini alıyorum. Herkes uzaklaşsın gemiden şimdi.

Kızıl Sincap sinsi bakışlarla geri geri yürüyerek gemiye yaklaşıyordu. Usta süpürgesini havaya kaldırdı ama Sincap ona doğru ateş etti. Silah süpürgeye isabet etmişti ama çok az etkilemişti.

-Lanet silah, düşük güce ayarlanmış, dedi Sincap ve silahın ayarını düzeltmeye çalışırken bir şaklama sesiyle silahı yere düşürdü. Kemer tam eline değmişti. Sercan elinde kemeriyle hemen yanındaydı. Memduh Usta silahı aldı ve kenara attı. Sincap kaçmaya başladı. Çok çevik ve hızlıydı. Yakalayamadılar.

Çiftçi ve eşi yerde yatan uzaylıya yardım ediyorlardı. Uzaylının bir şeyi yoktu. Silahın ayarı onu korumuştu. Gözlerini açtı.

-Size çok teşekkür ederim dostlarım. Size çok kötülük ettik. Arif Amcanız için gerçekten çok üzgünüm. Geçmişte yapılan bir hataydı o. Yapan cezasını çekti. Umarım altınlar en azından maddi zararınızı karşılamaya yeter. Bu arada mutfakta size bir broşür bıraktım, belki ilişkimizi sürdürmek istersiniz. Artık soğan törpülemek yok ama belki başka şeyler yapılabilir.

-Nasıl, gezegenimizi beğendin mi abi?

Sercana çevrildi bir anda tüm gözler.

-Evet rakı şişkebap güzel, dedi uzaylı. Gülüştüler. Sonra gemisine binip gözden kayboldu. Memduh Usta silahı çaktırmadan çebine atmıştı. Gerçi uzaylı da bunu fark etmişti ama görmezden geldi. Nasıl olsa uzaktan kumandayla silahı yok edecekti. Az sonra da Memduh Usta cebindeki sıcaklığı fark etti. Silahı yere atınca birden kömürleşti.

-Şerefsizler, dedi Memduh Usta. Şark kurnazlığı yine işe yaramamıştı.

Çiftçiler mutfakta bir broşür buldular, üstünde:” Patates cücükleme yöntemleri” yazıyordu.

Lazetta.wordpress.com



Süpürgeli Adam - Kızıl Sincapın Peşinde 1 hikayesini okudunuz.
Bu hikaye 3692 kez okundu.


<< Önceki Hikaye || Sonraki Hikaye >>

Bu kategoride en çok okunan 10 hikaye

1. Uzaylılar
2. Patlayan uzay robotu
3. UZAY GEMİSİ 1.bölüm
4. Tarladaki Uzaylılar (GERÇEK)
5. 13000 yıl sonra
6. Dünya\'yı Kurtaran Adam Mülayim-man
7. Uzman Dili Bilgisayarı
8. DEJEVUE
9. \'\'onlar\'\' var mı? (okuyun çok ilgin gelicekkkk bazı sorulara cevap bulacaksınız, çok uzunmuş, kim okur demeyin, bence çok güzel oldu)
10. matruşka bebek
Burada geçen Hikayelerden ekleyenler sorumludur.Canim.net hiçbir şekilde sorumluluk kabul etmez.
iletisim  Reklam  Gizlilik sözlesmesi
Diger sitelerimize baktiniz mi ? Radyo Dinle - milli piyango sonuclari - 2017 yeni yil mesajlari - Güzel sözler 2003- 2016 Canim.net Her hakki saklidir.