sohbet

Güzel sözler | Fıkra | Hikaye | Şiir - Şair| Şarkı sözleri | Cep telefonları| Sohbet | Rüya | Sağlık | Biyografi | islam | Müzik | Haber

Canim.net
Hikayeler
Hikaye Ekle
Asker hikayeleri
Ayrılık hikayeleri
Aşk Hikayeleri
Aşk öyküleri
Başarı hikayeleri
Bilim kurgu hikayeleri
Çocuk Hikayeleri
Çocuk öyküleri
Dede korkut hikayeleri
Diğer Hikayeler
Dini Hikayeler
Dostluk Hikayeleri
Dostluk öyküleri
Dramatik hikayeler
Duygusal hikayeler
Edebi Hikayeler
Efsane hikayeleri
Gerçek Hikayeler
ilginç hikayeler
Komik Hikayeler
Korku hikayeleri
Kısa hikayeler
Kıssadan hisse hikayeler
Mektuplar
Padişah hikayeleri
Romantik hikayeler
Sevgi Hikayeleri
Tarihi hikayeler
Tatil hikayeleri
Türkü Hikayeleri
Yarış hikayeleri
Yaşanmış hikayeler
Dev Çocuk

Dev Çocuk

Recep, evinin yakınındaki ağaçların orda bir ses duydu. Baktı, kanadı yaralı bir kuş çırpınıp duruyor. Hemen koştu eline aldı. Kuş yalvardı ona; “-Ne olur beni öldürme, yavrularım açlıktan ölür!.”
Recep ; “-Merak etme seni öldürmeyeceğim.” dedikten sonra birden şaşkınlıkla bakakalmış. “-Fakat...fakat...sen konuştun.”
Kuş da bir an duraklamış, sonra ona dönerek; “-Cik cik cik...” demiş.
Recep; “-Duydum, duydum..konuştun.”
Kuş çaresiz; “-Tamam, konuştum ama nolur, bunu kimseye söyleme. İnsanlarla konuşmamız yasak.” demiş.
Recep gülmüş; “O zaman benle konuşabilirsin, yaramazlık yapınca annem, sen insan değil, canavarsın, der bana”. Kuşun boş boş baktığını görünce, devam etmiş. “-Neyse, söylemem...söylemem.” demiş.
Kuş; “- Beni öldürmeyeceksin değil mi?” diye yinelemiş.
Recep; “-Seni niye öldüreyim, tabi ki öldürmeyeceğim. Durup dururken sana niye zarar vereyim” demiş.
Kuş; “-Ama beni başka bir çocuğun attığı taş bu hale getirdi. Eğer uçamazsam, yavrularım yuvada açlıktan ölecek” diye ağlamaya başlamış.
Recep, eliyle hafifçe kuşun başını okşamış; “-Merak etme, iyileşeceksin, yuvana yine yiyecek götüreceksin.” demiş.
Kuş, yaralı kanadına bakarak; “-Nasıl iyileşeceğim, kanadımda kırık var.”
Recep; -Annem bir güzel sarar, kısa zamanda iyileşirsin. Sen iyileşene kadar yuvana yem de getiririm” deyince, sevinen kuş; “-Sahi mi diyorsun!” diye ötmeye başlamış.
Recep kuşu incitmemeye çalışarak, eve annesine götürmüş; “-Anneciğim bak, yaralı bir kuş buldum”
Annesi; “-Ah canım, nolmuş buna böyle”
-Bir çocuk taş atmış, kanadını kırmış.
-Öyle mi, sen nerden biliyorsun?
Recep bir an boş bulunmuş; “-Kendisi söyledi.”
-Kim, taşı atan çocuk mu?
-Hayır bu kuş.
Recep kuşun kendisine doğru baktığını görünce, kuşun konuştuğundan bahsetmemesi gerektiğini hatırlamış. Annesi, Recep’in saçlarını okşamış; “-Demek kendisi söyledi ha!.” Kuşu Recep’in ellerinden alarak masaya koyduğu bir kaç küçük kumaşın üzerine bırakmış; “-Kuşu baya alıştırmışsın da, hiç kaçmıyor”
Recep; “-Bir an önce iyileşip, yavrularına yiyecek götürmek istiyor” deyince annesi, ona bakmış, “-Öyle mi söyledi bu güzel kuş” Recep kuşun bakışlarına aldırmadan cevaplamış “-Evet, öyle söyledi.
Annesi , kuşun yaralı kanadını pamuklarla sardıktan sonra bantlamış. “-Bu bant bir kaç güne kadar düşer, o zamana da yarası iyileşmiş olur. Zaten çok kötü değilmiş yarası”
Recep sevinçle bağırmış; “Sağol anneciğim.” Kuşu kucağına alıp doğrudan odasına koşmuş.
Yalnız kalınca kuş kızmış; “-Niye benim konuştuğumdan bahsettin?”
Recep; “-Ben, anneme hiç yalan söylemem ki. Zaten inanmadı boş ver.” demiş.
Kuş; “-Beni evime götürecektin”
-Götüreceğim, ama önce biraz yem alayım senin için.
-Yem mi, odanda yemin ne işi var?
-Babam, pencerene gelen kuşlara verirsin diye bırakmıştı.
Recep, biraz yem de aldıktan sonra, kuşu kucağına alıp çıktı. Sonra kuşun tarifiyle yuvasını bulup, onu yuvasına kadar çıkardı. Yuvadaki üç yavru kuşu gördü. Yemleri de bıraktıktan sonra tam iniyordu ki, kuş seslendi; “-Sen çok iyi bir çocuksun.Bize çok yardım ettin, teşekkür ederim. Sana değerli bir taşın yerini söylemek isterim demiş.”
Recep; “-Önemli değil. Ben karşılık için yapmadım bu iyiliği.” demiş ama birden duraklamış; “-Değerli bir taş mı, dedin?”
Kuş; “-Evet, değerli bir taş. Beni bulduğun yerin biraz arkasına doğru yürüyeceksin, çok az gidince iki kaya göreceksin. ikisi de senin boyunun iki katı kadar iki kaya göreceksin. İki kayanın, güneşin battığı tarafında, çalıların arasında bir boşluk dikkatini çekecektir. Elini o boşluğa uzat, biraz daha küçük olan kaya altına doğru uzanınca değerli taşı bulursun. Bu taşa, bazı insanların kehribar, bazılarının amber dediğini duydum. Yalnız dikkat et şimdi hava çok sıcak ve hava sıcakken dev bir yılan o kaya boşluğuna girip dinleniyor. Yılan varken alamazsın”
Recep; “-Tamam, merak etme.” deyip kuşların cıvıltıları arasında inmiş aşağıya. Eve giderken dayanamamış, kuşu bulduğu yere dönmüş. Biraz gidince de iki kayayı bulmuş. Bulmuş ama o anda bir yılanın kıvrılarak kaya boşluğuna girdiğini görmüş. Biraz uzaktan baktıktan sonra,eve doğru hızla yürümeye başlamış; “-Ben seni ordan nasıl çıkaracağımı bilirim” demiş.
Recep eve varınca, küçük bir tasa süt doldurmuş ve kayanın oraya geri dönmüş. Elindeki tası bir iki defa kaya kovuğunun önünde dolandırdıktan sonra kovuğun ağzına göre ters tarafa doğru , biraz uzağa bırakmış. Recep uzaklaşıp beklemeye başlamış. Az sonra süt kokusunu alan yılan dışarı çıkmış. Kokuyu takip ederek, arka taraftaki süte kadar gitmiş.
Yılanın kovuktan çıktığını gören Recep koşarak gitmiş. Hemen kovuğa elini sokarak taşı aramış ve kolayca bulmuş. Tam taşı eline almış ki yılanın yaklaştığını görmüş. Hemen ayağa kalkıp kaçmaya başlayınca, yılan da peşi sıra hızlıca gelmeye başlamış. Recep korku için de koşarak evlerine gitmiş, bahçeye girdiğinde annesi onu görüp durdurmuş.
-Ne oldu Recep, niye koşuyorsun.
-Anne bırak beni, yılan geliyor.
Annesi, Recep’in geldiği yola doğru bakmış, hiç bir şey görememiş.”-Hani, hiç bir şey yok arkanda.”
Recep çekinerek arkaya bakmış, gerçekten de görünürde bir şey yokmuş. “-Yol kenarındaki çalılardan bir tıslama sesi gelir gibi oldu da ben de yılan sandım”.
Recep, küçücük bir taş için, yılanlı deliğe eline uzattığını anlatmaktan korkmuş. O nedenle annesine taşı hiç göstermemiş.
Odasına geçen Recep, eli cebinde dolaşmaya başlamış; “-Off... beni boyum onlardan ne futbola ne basketbola, iki oyuna da almak istemiyorlar. Alınca da hep yeniliyorum” diye düşünmüş. Sonra, eline aldığı kehribarla oynarken düşünmüş. “-Keşke daha uzun olsaydım. Keşke hepsinden uzun, dev gibi olsaydım.” demiş.
Recep böyle düşünerek odasında bir o yana bir bu yana yürürken birden büyümeye başladığını fark etmiş. Büyüdükçe boyu evin kapısına kadar gelmiş. Koşarak bahçedeki annesinin yanına gelmiş.
-Anne anne, bak boyum uzuyor.
Annesi şaşkın şaşkın bakakalmış; Recep uzamış uzamış, nerdeyse iki katlı bir ev kadar boyu uzamış. Şaşkınlığını üzerinden atmaya çalışan annesine seslenmiş; “-Anne ben, arkadaşlarımın yanına gidiyorum, ne kadar uzadığımı göstermek istiyorum” demiş. Annesi, “-Yanlış bir ilaç mı aldım çocuğum” dedikten sonra seslenmiş, “-İyi, hadi git bakalım ama fazla gecikme” demiş. Recep; “-Gecikmem, gecikmem diyerek yürümüş gitmiş.
Recep geldiğinde arkadaşları boş arsada futbol oynuyormuş. Onlara seslenmiş; “-Arkadaşlar, ben de top oynayabilir miyim?”. Sırtı ona dönük bir kaç arkadaşı “-Git Recep, hep yere düşüyon, ayak altında ezilirsin.” demiş ama Recep’i gören arkadaşlarının, gözlerini kocaman kocaman açıp baktığını görünce birden dönmüşler ve dev gibi büyümüş Recep’i görmüşler. Az önceki arkadaşı şaşkınlığını atıp, seslenmiş; “-Yani sen bizi ezersin oynamayalım” demiş.
Arkadaşlarının kendisiyle futbol oynamamasına üzülen Recep , az ilerde ‘uzun eşek’ oynayanların yanına gitmiş. Sevinçle seslenmiş; “-Arkadaşlar sizinle oynayabilir miyim?” diye. O arkadaşları oyunlarını bırakıp, korkuyla kaçmış; “-Sen dev gibisin, seninle nasıl oynayabiliriz ki?” demiş.
Recep tam, “kimse benimle oynamıyor” derken aklına basketbol gelmiş. Biraz ilerde basketbol oynayan arkadaşlarına doğru giderek seslenmiş; “-Sizinle oynayabilir miyim?” Basketbol oynayanlar ona bakarak; “-Tamam ama sen güçlüsün. Biz beraber olacağız, sen bize karşı tek başına. Tamam mı?” Güçlü görünmek, Recep’in hoşuna gitmişti. Hemen kabul etti.
Basketbola başladılar. Recep, bütün topları havada yakalıyor, sonra yavaşça rakip potaya bırakıyordu. 2-0, 4-0, 7-0.... Sonunda çok farklı bir şekilde yendi arkadaşlarını.
Recep, basketboldan sonra yine sıkılıyordu. Arkadaşlarına seslendi; “-Benile koşacılık oynar mısınız?” Hepsi birden seslendi; “-Haaaayııırrr!...” Onların ezilmekten korktuğunu anlayan Recep, siz bir arada koşarsınız, ben sizden biraz uzakta tek başıma tamam mı?” Çocuklar, böyle koşmayı kabul ettiler.
Başla sesiyle herkes koşmaya başladı, diğerleri koşuyor, koşuyor, koşuyordu... ama Recep kocaman bir adım atıyor, hepsini geçiyordu. Bir kaç kere böyle olduktan sonra Recep hızlandı ve çok farklı olarak yarışı kazandı. Bu yarış çok hoşuna gitmişti, tekrar yarışmak istedi ama kabul etmediler. Çok sıkılıyordu, arkadaşlarından birisi; “-O zaman, bisiklet yarışı yapalım” dedi. Recep önce sevinçle bağırdı; “-Heeeyyy!..” sonra sevinci yarıda kaldı, “-Ama ben kocaman oldum, bisikletim ufacık, binemem ki.” demiş. Arkadaşı, “-Biz bisikletle yarışalım, sen yürüyerek. “Recep “-Oluuurrr” demiş.
Diğer çocuklar yine yanyana geçmiş, bisikletlerine binmiş. Recep onlardan ayrı durmuş. Birisinin “-Başla!” diye bağırmasıyla koşmaya başlamış. Çocuklar bisikletleriyle çok hızlıymış. Onları geçecem diye hızlanırken, bir yandan da onlara bakıyormuş. Önüne bakmayınca kocaman bir kayaya ayağı takılmış. “-Ahh... ayağım bir taşa takıldı” diye yere yuvarlanmış. Kendisine küçük bir taş gibi gelen kocaman kayaya takılıp düşünce dizi kanamıştı.
Recep dizini tutarak ayağa kalktı; “-Dizim kanadı, ben eve gidiyorum.” diyerek arkadaşlarından ayrıldı. Eve vardığında annesine dizini gösterdi; “-Anne dizim kanadı, bir yara bandı yapıştırır mısın?”
Annesi, dev gibi oğluna bakmış; “-Senin dizine kaç paket yara bandı gerekir, biliyor musun?” Recep, cebindeki kehribarı oynayarak konuşmuş; “-Dev gibi olunca kimse benimle oynamak istemedi. Dizime göre bir yara bandı bile bulamadım. Keşke eski boyumda olsaydım” demiş. Birden boyu küçülmeye başlamış. Recep’in sevinç sesleri arasında boyu normale dönmüş. Annesi ; “-Hah şöyle ol da, rahatça öpelim seni” deyip alnından öpmüş. Sonra bir yara bandı getirip, dizine yapıştırmış. Recep’in kirlenmiş pantolonunu temiziyle değiştirmiş. Kirli pantolonunu cebindeki kehribarla kirlilerin arasına atmış.
Recep; “-Anne ben arkadaşlarımla uzun eşek, birdirbir oynayacağım” diyerek sevinçle arkadaşlarına koşmuş.
Arkadaşlarıyla neşe içinde oynadıktan sonra eve gelen Recep, kehribarın cebinde olmadığını fark edince telaşla aramış. Sonra eski pantolonda olduğunu hatırlayıp, gidip almış ve odasına getirip, yastığın altına koymuş. Akşam yemeğinden sonra yatağına yattığında, elinde kehribarı oynarken; “-Bu gün çok yoruldum, şöyle tatlı bir uyku çekebilsem, tatlı rüyalar görsem” dedikten bir sonra uykuya daldı. Güzel rüyalar gördüğü uykusunda gülümsemesinden belli oluyordu.

Ahmet Ünal ÇAM





Dev Çocuk hikayesini okudunuz.
Bu hikaye 18672 kez okundu.


<< Önceki Hikaye || Sonraki Hikaye >>

Bu kategoride en çok okunan 10 hikaye

1. HÜLYA ÖĞRETMEN
2. Kırmızı başlıklı kız
3. KARAGÖZ İLE HACİVAT
4. NASRETTİN HOCA
5. ASLA YALAN SÖYLEME
6. AĞUSTOS BÖCEĞİ VE KARINCA
7. keloğlan
8. Nasrettin Hoca Hikayeleri
9. kül kedisi
10. ANNE GÜVERCİN
Burada geçen Hikayelerden ekleyenler sorumludur.Canim.net hiçbir şekilde sorumluluk kabul etmez.
Bu sayfayı Tavsiye et    iletişim  Reklam  Gizlilik sözleşmesi
Diğer sitelerimize baktınız mı ? Radyo Dinle - Sohbet - Güzel sözler © 2003 Canim.net Her hakkı saklıdır.