Güzel sözler | Fıkra | Hikaye | Şiir - Şair| Şarkı sözleri | Cep telefonları| Sohbet | Rüya | Sağlık | Biyografi | islam | Müzik | Haber

Canim.net
Hikayeler
Hikaye Ekle
Asker hikayeleri
Ayrılık hikayeleri
Aşk Hikayeleri
Aşk öyküleri
Başarı hikayeleri
Bilim kurgu hikayeleri
Çocuk Hikayeleri
Çocuk öyküleri
Dede korkut hikayeleri
Diğer Hikayeler
Dini Hikayeler
Dostluk Hikayeleri
Dostluk öyküleri
Dramatik hikayeler
Duygusal hikayeler
Edebi Hikayeler
Efsane hikayeleri
Gerçek Hikayeler
ilginç hikayeler
Komik Hikayeler
Korku hikayeleri
Kısa hikayeler
Kıssadan hisse hikayeler
Mektuplar
Padişah hikayeleri
Romantik hikayeler
Sevgi Hikayeleri
Tarihi hikayeler
Tatil hikayeleri
Türkü Hikayeleri
Yarış hikayeleri
Yaşanmış hikayeler
Sadakat

Babaannem, şu uzun, uzunca ömründe bir defasına bari denizi görmemiş ve bu görmedi,göremedi meselesi sabah bilmez kış gecelerinde eğlenceli muhabbetiydi evimizin...Deniz şöyle,deniz böyle,ah o deniz, ne deniz, acayip bir şey yahu...İnsan ne yapıp ne etmeli,ömründe bir defa bari gidip denizi görmeli...Oysa nerde deniz,nerde bizim köy! Hani kuş uçmaz,kervan geçmez diyorlar ya , Deliorman'ın tâ göbeği... Sonra bizim buralarda, kalûbelâdan beri kadın aş evini, ocağını bilir, gezi nesinedir derler.. Derler de, babaannemin gene çıkınında lâfı bol, şöyle bir tutturdu mu,işte bin dokuz yüz kırk dörtlerde Urus buaralar gelip köylerde tekezeseler kurulunca,milletin malı mülkü bir yere yığılıp mirî malı olunca, mirî malı gene denizdir yemeyen domuzdur, çalanı çırpanı, vurguncusu tilkide pire gibi çoğalınca, yüksek yüksek binalar kurulup zina kaldırımlara inince, yuların ipi zebanilerin eline geçince,deniz denen o şeyin içine erkek merkek, kadın madın çırıl çıplak,eşkâre girme modası çıkınca, şu dünya işleri ters ters dönüp, geri geri tepince, kıyamet alâmetleri bir bir görünüp şöyle böyle kapılara dayandı diye, dinlene dinlene anlatıp durdukça ve işin acı yanı, dinleyicileri günden güne azaldıkça,onu da, denizi görme tutkusu öyle bir yakaladı,pir yakaladı...Hastalanıp yatakta kaldğı günlerde bile, ikide bir,"ay çocuklar,şu deniz denilen şeyi ölmeden vallahi bir görsem, bu fani dünyadan her nasibimi almış kadar olacağım,açık gitmeyecek gözlerim..." diye mızmızlanmaya başladı...
Bu yıl deniz boyunda bir geziye çıktık,beraberimizde onu da aldık. "aman çocuklar,bu yaşta ,neyime benim deniz...sizin hiç başka yapacak işiniz yokmuş gibi, uydunuz şeytana.. ." diye şakalaşıp durdu yolculuk esnasında,ama denizi görünce:
- Uuuuu bu da ne?- diyerek şaştı kaldı...
Sözde lâfı bol köyün masalcı Gülsüm ninesiydi,hayranlığını, anlatamadıklarını hemen de baştan savma,gelişi güzel bir uzunca "uuuu" ile geçiştiriverdi ve devam etti:
- Deniz eee! Deniz dedikleri buymuş desene...Her zaman hep böyle mi bu deniz?... Ne çok su Allahım...Rahmetinin ucu bucağı yok Tanrım...Dalgalara bakıver.Kıpır kıpır... Bir yerlerden çıkıp aceleleri varmış gibi can havli ile geliyorlar... Ne acayip şey Yarabbim...
Sonra ezber bildiği, fakat içeriklerini anlamadığı o güzelim arapça dualarını hafif bir sesle,huşu içinde okuyarak, yavaş yavaş aşağılara indi...Yaşı seksenlerde seyretse de, hep daha yardımsız yürüyebiliyordu. Kıyıya vardı, kumsala oturdu.Tek tek ayakkaplarını, çoraplarını ağır ağır çıkardı. Önce ellerini,sonra ayaklarını suya batırdı. Usulluca yüzüne bir avuç su serpti.Bir müddet böyle kalakaldı.Kendikendine söylenerek ayağa kalktı. Şalvarının paçalarını dizlerine kadar çekti,çıplak ayaklarıyla birkaç adım ilerledi... Her halde bugünkü gezi için özel olarak seçtiği,ama gelişi güzel bağlanmış, kenarları oyalı, kahverengi çemberinin altında, biraz dağınık, beyaz sümek rengi saçlarını meltem hafifçe okşarken,çocuklar kadar saf ve mutlu bir gülümseyişle dönüp ardına baktı.Orada,her zaman iftiharla,yakındakiler işitsin diye, etrafı çınlattığı "tosunlarım...çakırlarım... benim bir tanelerim" diye yüksek sesle haykırdığı ,o koskocaman delikanlı, ikiz torunları olan bizlerdik... Arkamızda Varna,önümüzde yakomazlı bir ufukla haşır neşir dalgaların gizemli denizine demir atmış birkaç vapur,tepemizde martıların kavgacı çığlıkları vardı...
Çıplak ayakları hep daha denizde,birkaç adım geri çıktı, bizi yanına çağırdı.
-Beni iyi dinleyin, diyerek konuşmaya başladı... Şu deniz dediğinizi gördüm sayılır artık...Baştan başa,boydan boya su.Su, su ve sudan başka bir şey değil... Kim ne anlatırsa anlatsın,sadece suyun acayip bir sesi var, var ama o kadar da acayip değil,tıpkı bizim Kurt Yolları'ndaki Koca Orman'da ulu meşe ağaçlarının yaprak ışıltısı gibi vışşş, vışşş, vışşş... Nesi var, biraz daha serin bunun buraları , daha nefes açıcı,sebildir,dermanı boldur böyle şeylerin... Şimdi anlıyorum gençlerin yaz günleri neden denize kaçtığını... Ne bilmiyorlar, neler bilmiyorlar!...
Hep böyle, abartılıdır babaannemin anlatmaları.Rastgele mi köyün akıl kumkuması,ünü etrafa yayılmış taşmış,masalcı Gülsüm annesiydi...
- Çocuklar, dedi,koca köyden alıp beni tâ buralara getirdiniz,zahmet ettiniz ...Muradınız neyse, nasıl desem,her şey pek alâ da,şu...
Biraz durakladı, birşeyleri hatırlamak istercesine sağ elini alnına götürdü ve onun değilmiş gibi derinlerden gelen üzüntülü bir sesle :
- Ehhh, ba çocuklar, dedeniz sağ oluverseydi ya şimdi hep beraber baksaydık denize,dedi...Zavallı birşey göremeden göçüp gitti bu dünyadan...Elli yaşlarında var yoktu...
Belki yine bugüne mahsus özel olarak kınalamış, isyan eder gibi ellerini havaya kaldırdı, denizin üstüne, çok ötelere sallayarak:
- Dedeniz çok kibardı,dedi...Camiye, cumaya giderken hep temiz gömlek ister,yakasına gül takardı.Burma sarığını al nar çiçeği fesine ağır ağır usulûnce sarar, tesbihi şöyle tutardı rahmetli...
Durakladı , bize görünmemek için yüzünü öbür tarafa çevirdi ve gözpınarlarına çökmüş o ufacık,fersiz, solgun deniz mavisi gözlerinden birkaç damla gözyaşının neden öyle ansızın dökülüp, buruşmuş yanaklarından usul usul süzüldüğünü, Karadeniz'in dur durak, ölüm nedir bilmeyen hınzırım dalgalarına karışıp, nasıl akıp gittiğini, bir sır değil ama ikiz kardeşimle başbaşa oturup konuşamadık bir türlü...


Galip Sertel



sözcükler:
Urus: Rus
eşkâre (âşkâre),Farsça : uluorta,açıkça
tekezese ( Bulgarca,kısaltılmış:TKZS) - Bulgaristan'da komünist rejimi döneminde tarım kooperatflerinin adı



Sadakat hikayesini okudunuz.
Bu hikaye 7755 kez okundu.


<< Önceki Hikaye || Sonraki Hikaye >>

Bu kategoride en çok okunan 10 hikaye

1. böyle bişey yok
2. ..LüTFeN SaDeCe GöZLeRİME İYİ BaK..(
3. Ask Ve SevGi AraSinDaki Fark...!!
4. BEN SENİ CANIMDAN ÇOK SEVDİM
5. anne ve kızı
6. Bir Bebeqin YaRim KaLmı$ qünLüqü
7. Ask Dediki;Ben SevGiyim...!!
8. keşke beni sevdiğini bir kere söyleseydi..
9. :.:.)Sen benim gözlerime hiç bakmadIn ki.:.:.)
10. küçük deniz kızı
Burada geçen Hikayelerden ekleyenler sorumludur.Canim.net hiçbir şekilde sorumluluk kabul etmez.
iletisim  Reklam  Gizlilik sözlesmesi
Diger sitelerimize baktiniz mi ? Radyo Dinle - milli piyango sonuclari - 2017 yeni yil mesajlari - Güzel sözler 2003- 2016 Canim.net Her hakki saklidir.